Archive for Ağustos, 2006

h1

İnsanın Kulağı

Ağustos 31, 2006

İnsanın kulağı

İnsanın kulağı, aklı kadar duyar.

h1

Başarı

Ağustos 31, 2006

başarı

Bir okçu, attığı okla hedefi vuramazsa, bundan ne ok, ne yay, ne de hedef sorumludur. Fakat okçu hedefi vurduğunda, başarısında her şeyi hesaba katmalıdır.

Başarıda herkesin payı vardır; başarısızlık ise bize aittir. Bundan dolayı insan yükseldikçe, ilerledikçe, çevresine karşı cömertliği ve iyilikleri de artmalıdır. Aksini yapan bir insana, çevresinden gelen destek kalkacağından, başarısı da sürekli olmaz.

h1

Kıssadan Hisse

Ağustos 31, 2006

patates

Bilgi

Hz. Ali’ye sormuşlar:

“Ya Ali, bildiklerinizden neden kimseye bir şey söylemiyorsunuz?”

Şu cevabı vermiş:

“Lâyık olanı bulduğumda ona anlatıyorum.”

***

Hayatın Anlamı

İvan Turgenyev’in bir arkadaşı, ona şöyle yazmış:

“Bana öyle geliyor ki, hayatın anlamı, kendini ikinci plânda tutabilmektir.”

Buna Turgenyev’in cevabı şöyle olmuş:

“Bana öyle geliyor ki; kendinden önde tutacağın şeyi keşfetmek, hayatın en önemli meselesidir.”

***

Patates

Şair Lilienron, atalarıyla çok fazla övünen birisine der ki:

“Siz bana patatesi hatırlatıyorsunuz.”

Adam bu sözleri anlamayıp izah isteyince şair açıklamış:

“Çünkü onun da en iyi tarafı toprağın altındadır…”

***

Çare

Çok israf eden birisi, Sokrat’a gelip, hiç parası kalmadığından dert yanmış. Sokrat adama şu cevabı vermiş:

“Masraflarınızı kısarak, kendinizden borç alın…”

h1

İlk Bisiklet

Ağustos 31, 2006

ilk bisiklet

Bir zamanlar bisiklet de görülmemiş bir şeydi. Kont Karl von Drais, Temmuz 1818 tarihinde Paris’te açtığı sergide ‘draisienne’ adını verdiği ilk bisiklet örneğini sergiledi. Sergiyi gezen insanlar merak ederek, birbirlerine bu garip şeyin nasıl kullanılacağını soruyorlardı.

h1

Annelik Beynin Yapısını Değiştiriyor

Ağustos 31, 2006

annelik beynin yapsını

Anne olmak  bir kadının hayatında çok farklı bir evredir. O zamana dek gözetilen biri iken, hamilelikle başlayan annelik sürecinde adım adım gözeten kişi olmaya doğru ilerler. Bir annenin yavrusu olmaktan, bir yavrunun annesi olmaya doğru yaşanan bu geçiş sürecinde, ihtiyaç duyulan davranış örüntüleri de değişir. O vakte değin kendini yöneten, kendi ihtiyaçlarına ve kendi hayatını sürdürmeye adanmış olan bünye, yavrularının iyi durumda olmasına ve onların bakımına odaklanmaya başlar.

Uzun zamandan beri bilim adamları tarafından gözlemlenen bu değişimin biyolojik temeli yakın zamana kadar aydınlatılamamış bir sahaydı. Fakat son yapılan araştırmalar hamilelik, doğum ve emzirme süreçleri boyunca ortaya çıkan heyecan verici hormonal değişimlerin annenin beyin yapısında birtakım değişikliklere neden olduğunu ortaya koydu. Buna göre beynin bazı bölümlerinde nöronların hacmini arttırdığı, bazı bölümlerde yapı değişikliklerin meydana geldiği görüldü. Bilim adamları beyinde görülen bu biyolojik değişimlerin annenin beyninin anneliğe uygun davranışlar sergilemek amacıyla yeniden biçimlenmesi anlamına geldiğini düşünüyorlar.

Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar annenin beyninde meydana gelen değişimlerin yuva inşa etmek, yavrusunu yetiştirmek ve onları yırtıcı hayvanlardan korumak gibi annenin annelik görevlerini yerine getirmesine zemin oluşturduğunu ortaya koyduğu gibi; bazı değişimlerin de hafıza, öğrenme, korku ve strese verilen tepkileri kontrol etmeyle ilgili olduğu sonucuna vardı. Örneğin, fareler üzerine yapılan bir çalışma, anne farenin avını yakalamada diğer farelere göre daha başarılı olduğunu ortaya koydu. Avcılık kabiliyetinin yanında, anne farelerin yiyecek arama ve bulma beceresinin de daha ileride olduğunu ortaya koyan bu çalışmaya göre, anneliğin getirdiği değişimler fareler yaşlanana dek sürüyor.

Peki insanlar açısından durum ne?

Toronto Üniversitesi’nden Alison Fleming, annelerin hamilelik döneminden itibaren beş duyularının hassasiyetlerinde artış olduğunu ortaya koydu. Anneler bu sayede küçük bebeklerinin kokularını ve seslerini ayırd edebilir hale geliyorlar. Fleming’e göre anneler doğum sonrası yüksek seviyedeki ‘cortisol’ hormonu sayesinde bebeklerinin kokularına daha fazla dikkat kesildikleri gibi, onların ağlama seslerini de daha duyarlı oluyorlar. Normalde stresle birlikte ortaya çıkan ve insan sağlığı üzerinde yıkıcı etkileri olan ‘cortisol’ tam tersine annede son derece işlevsel ve faydalı bir rol yükleniyor. Cortisol hormonu seviyesi yükselen anne, hormon sayesinde dikkati, uyanıklığı ve duyarlılığı arttığı için bebeğine karşı görevlerini çok daha başarıyla yerine getirebiliyor.

Anneliğin hormonlar ve beyin yapısı üzerinde yaptığı değişimlerin etki süresine gelince, bu konuda en çarpıcı bulgu Boston Üniversitesi’nden Thomas Perls ve arkadaşlarından geldi. Hamilelik yaşına ilişkin yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, kırklı yaşlarda hamile olan kadınların yüz yaşına kadar yaşama ihtimalleri erken yaşlarda hamile olanlara göre dört kat daha fazla. Perls’in bu konudaki yorumu, kırklı yaşlarında hamile olan kadınların daha yavaş yaşlandığı yönünde. Bunun muhtemel sebeplerinden birinin, hamilelikte yaşanan hormonal değişikliklerin menopoz devresinde ortaya çıkan yıkımları dengelemesi olarak düşünülüyor.

The Maternal Brain,Scientific American, ocak 2006

h1

Şartlar

Ağustos 31, 2006

şartlar

h1

Vahşi Batıda Bir İngiliz

Ağustos 29, 2006

vahşi batı

Bir İngiliz, gezmek için Afrika’ya gitmişti. Amacı, uygarlıktan payını hemen hiç almamış bölgeleri adım adım dolaşmak ve burada uygarlığın olanaklarından yoksun halkın yaşam biçimini gözlemekti. Rehberleri onu, kıtanın en “vahşi” bölgesine götürdüler ve orada kamp kurdular. İngiliz yanına iki rehberini aldı ve onlarla birlikte yürüyerek, çevredeki  köylerden birine gitti. Göl kamışlardan yapılmış kulübelerin oluşturduğu bu köyde gözü birden, çıplak bir yerliye takıldı. Adam, bir kütüğün başına oturmuş, elindeki tokmakla kütüğe gelişigüzel vurarak tamtam çalıyor, anlamsız sesler çıkarıyordu. İngiliz adamın yanına yürüdü ve onu bir süre dikkatle inceledikten sonra sordu:

“Bu tamtamı neden çalıyorsun?” dedi.

Yerli, bir yandan tokmağını kütüğe vurmayı sürdürürken, bir yandan da İngiliz’e yanıt verdi: “Bu yaz kurak geçti, köyümüz susuz kaldı” dedi. “Tamtamı çalmamın nedeni, bu kuraklık nedeniyle…”

İngiliz elini kaldırarak yerliye susmasını işaret etti. “Devam etmene gerek yok, anladım ne diyeceğini” dedi ve piposundan birkaç nefes çektikten sonra sürdürdü sözünü: “Yani mevsim kurak geçti, nehirler kurudu, köyünüz susuz kaldı… Sen de şimdi tamtam çalıp, ruhları yardıma çağırıyorsun ve aklın sıra dua edip, ruhların yardımını sağlayarak yağmur yağdıracaksın… Öyle değil mi?” Yerli, tamtam çalmayı bıraktı ve şaşkınlıkla İngiliz’in yüzüne baktı:

“Demek bu çağda hâlâ ruhların yardımıyla yağmur yağdırılabileceğine inanıyorsunuz” dedi hafifçe gülerek ve sonra da  tamtam çalmasının nedenini açıkladı:

“Komşu köyden su tesisatçısı çağırıyorum.”

h1

Ey Azrail

Ağustos 28, 2006

ey azrail

Ey Azrail! Bilirim, bu sözlerim çok yersiz,

Neden böyle ansızın, geliverdin habersiz?

Ne olurdu üç beş yıl önce haber verseydin?

Hiç değilse rüyama bir kerecik girseydin!

Aşk meşk derken dünyadan bir türlü kopamadım;

Senden özür dilerim, hazırlık yapamadım.

Görüyorsun yanımda ne valiz var, ne bavul;

Uykum öyle ağır ki; ne zil duydum, ne davul!

Yaşım yetmiş olsa da gör ki fıkır fıkırım;

Bu cümbüşlü alemi ben nasıl bırakırım?

Hani bir söz vardır ya: “Yaş yetmiş, işi bitmiş.”

İnan ki bu bir yalan, bunu diyen halt etmiş!

Ey Azrail! Dur biraz sana yalvarıyorum;

Yasal haklarım için avukat arıyorum!

Hayallerim, düşlerim, yarım kalan işlerim…

Estetik yapılacak daha burnum, dişlerim!

Elli yaşımda ancak voleyi vurabildim,

Hortumlar sayesinde holdingi kurabildim!

Gerçi ucuza verdim şerefin kilosunu,

Ama böyle kazandım şu uçak filosunu!

Ey Azrail! Ne olur, bozulmasın pazarım;

Sana şöyle yüklüce bir çek yazarım!

Şu masmavi havuzlu sarayıma baksana,

O daracık mezarda yazık olmaz mı bana?

Bazen çoluk çocuğa içimden kızıyorum;

Ölmemi bekliyorlar, inan ki seziyorum!

Arkamdan göstermelik iki damla gözyaşı;

Bir de şöyle büyükçe, yaldızlı mezar taşı.

Tahmin ediyorum ki: Mevlit te okuturlar;

Ortalığı birazcık gülsuyu kokuturlar.

Araya reklam konur, bir ilahi aryası;

Mevlit bitince başlar dedi-kodu furyası.

Etlerim, kemiklerim didik didik edilir,

Ben az gelirsem eğer köklerime gidilir.

Ey Azrail! İnan ki hazırlığım yok daha;

Hele şu din konusu çok karışık bir saha.

Bazı büyük abiler köşeleri tuttular,

İrtica diye diye beni de korkuttular.

İlahiyat adına ekranda iki kaçık,

Kimlerin kuklaları oldukları apaçık.

Alim zalim karıştı, renkleri seçilmiyor;

Velisiz kaldı sokak deliden geçilmiyor.

Bu cinnet kervanına kocabaşlar dahiller,

Tuz bozulmuş, ne yapsın bizim gibi cahiller?

Henüz gündemde ne oruç var, ne zekat;

Ne Kur’an’la tanıştım, ne de kıldım bir rekat.

Gönül desen henüz genç, daha haccım duruyor;

Aklım nefsin elinde, yollarda savruluyor.

Edemedim bi türlü şu nefsimi terbiye,

Ortalıkta ne görse tutturuyor “Ver!” diye.

Ey Azrail! Bilirim, gelince beklemezsin;

Tükenen vadelere saniye eklemezsin.

Bu satırlar boş geçen, bir ömrün hikayesi.

İbret alanlar için son pişmanlığın sesi.

Bilmem ki, bir duvarda bu mütevazi çaba;

Bir küçücük pencere açaçak mı acaba?

Cengiz Numanoğlu

h1

Okuma Teknikleri Üzerine

Ağustos 28, 2006

okuma teknikleri

Çok fazla okumam. Mesleki kitaplar okurum. Onları da az okurum. Fakat okudum mu da lime lime yaparım. Meslek dışı kitaplardan mesela Simyacı’yı okudum. Çünkü bir kitap projem var. Mistik yolla insanlara birşey anlatmak istiyorum. Onun için kitabı araştırma, inceleme amacıyla okudum. Tam dört kere ağır ağır, altını çize çize, yedi kere de süratli okudum. Sayfa karıştırdıklarımda cabası. Ben sadece vitrine değil, içerisindekine bakarım.Satır aralarını okurum.Yazarın beni kafaya almasına kanmam, ben onu incelerim. Önsözleri, teşekkürleri, giriş bölümlerini, arka kapağı didik didik ederim. Yazar kaç yaşında daha önce neler yapmış?

Konularımda bilgiç değil, bilgili olmaya özen gösteririm. Her konuya girmem. Mesela öyle insanlar var ki, yazar, kitapları var, köşe yazarı, televizyon programı yapıyor, üniversite hocası, ekonomi yazıyor, siyaset yazıyor, spor yazıyor, yemek gurme yazıyor, yönetim yazıyor, turizm yazıyor. Onlara şaşıyorum.

Heybe metoduyla çalışırım. Gördüklerimden beni geliştirebilecek olanları heybeme atarım. Belim büküldü, taşıyamıyorum ama hala atıyorum. Zamanı gelince de çıkarıp kullanıyorum. Eskiyenler de oluyor, onları çöpe atıyorum.

Ulaş Bıçakçı

h1

Affedin Ve Özgürleşin

Ağustos 28, 2006

affedin

Nefreti aşmanın tek yolu var: Affetmek.
Başkalarını affettiğimizde biz özgürleşiriz.

Nefret yasamdan zevk almamızı, insanların güzel yanlarını görmemizi engeller.
Hiç kimse saf iyi ya da saf kötü değildir.
Salt kötülükleri görmek bir süre sonra şüphe, depresyon ve umutsuzluk denizinde boğar insanı.
Nefret dolu bir yaşam, mutsuz bir yaşamdır.
Affetmek insani derinleştirir.
Affetmek için, insanın ruhsal ve zihinsel olarak kendisini hazır hissetmesi gerekir. Çünkü affetmek bir seçimdir.
Kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir.
Affetmek bir süreçtir.
Birdenbire affedişler bile bir sürecin ürünüdür.
Affetmeyi seçtiğinizde kimse size borçlanmayacaktır.
Yani koşullu affetme yoktur. Diğer insanın da sizi affetmesini, değişmesini veya sizin istediğiniz gibi olmasını beklemeyin.
Affetmek bir seçimdir. Amacı sizin rahatlamanızdır, sizin özgürleşmenizdir.
Nefret duyduğunuz kişinin yaşıyor ya da ölmüş olması sizin affetme sürecinde duyduğunuz acıların yoğunluğunda bir farklılık yaratmayacaktır. O acılar sizin  acılarınız.
Affetmek kolay değildir. Fakat özgürleşmek için gereklidir.
Çoğu insan affetmenin nefret ettiği kişiyi suçsuz ya da haklı bulduğu anlamına geleceğini sanır.
Oysa affetmek, geçmişteki anıların boyunduruğundan kurtulmak, yaşamımızı kontrol  altında tutmasına son vermek demektir.
Affetmek, o kişiyi sevmek değil.
Affetmek, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil.
Affetmek, o kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil.
Affetmek, o kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil.
Affetmek, o kişiyi kucaklamak değil.
Affetmek, o kişiyi suçsuz bulmak değil.
Affetmek, o kişiyi haklı bulmak değil.
Affetmek, o kişinin verdiği zararları telafi etmek için çaba göstermemek değil.
Affetmek, kırgınlığın, küskünlüğün, nefretin hapishanesinden özgürlüğe kavuşmaktır.
Affetmek, artık acıyı hissetmemektir.

Yapılanları zihinsel olarak unutmak zaten mümkün değildir.
 

h1

Hanginiz Kara Murat?

Ağustos 27, 2006

kara murat

h1

Tanıdık Biri

Ağustos 26, 2006

tanıdık

Bugün sana gıyaben tanıdığım birinden söz etmek istiyorum. Hakkında o kadar çok şey işittim, o kadar çok şey okudum ki, henüz şahsen tanımamış olmak, ondan bahsetmekten alıkoymuyor beni. Çünkü o her fırsatta karşıma çıkmaktan, adından söz ettirmekten ve şaşırtmaktan geri durmuyor. Öyle şaşırtıyor ki “bunca şaşılacak ne var” dedirtiyor.

Nasıl biri mi? Şeklin ne önemi var? Üç halinde de su birbirine dönüşebilir. Önemli olan onun gücüdür. Güç, beraberinde saygıyı da getirdiğinden ona ne kadar saygı duyulduğunu tahmin edersin. Peki ya sana geçtiği yerlerde bütün düğmelerin iliklendiğinden, geçtiği yerlerde bütün düğmelerin çözüldüğünden, geçtiği yerlerde bütün düğmelerin söküldüğünden bahsetsem..

İstikrarlıdır. Aynı anda birbirine zıt gibi görünen işleri yapması onun kararlığına gölge düşürmez. O kadar kararlıdır ki kendisine yapılan bütün rüşvet tekliflerini reddetmiştir. Ne istikrarlı olması onu büyük bir dalga olmaktan, ne büyük bir dalga olması sakinleştirmekten alıkoymuyor onu. Sigara içmediği bilinse de, sigara ile yakın bir bağı olduğu düşünülmüştür hep.

Çocuksu bir tarafı yok değil. Sürprizler yapmayı seviyor. Şaşırtıyor ama hiç şaşırmıyor. Saklambaç oynarken genellikle kapı arkalarına saklanıyor. Sobelendiği zaman korkutuyor. Sobelediği zaman ağlatıyor.

Bütün kapıları maharetle açtığını söylersem onu hırsız sanırsın. Tamam, bütün kapıları da ustaca kapatıyor. Arama var elinde, ama polis değil. Sekreteri onun toplantıda olduğunu söylemiyor. Ama randevu da alınamıyor ondan. Görüşme saatlerini hep o belirliyor.

İyi bir koşucu olduğuna şüphe yok. Ne zaman depara kalkması gerektiğini biliyor. Hakemlerin kronometreleri onun saatinin yanında oduncu baskülü gibi kalıyor. Misafirperver ama evlerde yatıya da kalıyor.

Binlerce kişinin ellerinin üstünde bir kayık gibi yüzüyordu tabut. Sevilen sanatçının üstüne yine çiçekler atılıyordu. Buraya kadar tamam, ama alkışlanıyordu.

Tabut mezara indirilirken bile alkışlar kesilemedi. Ölüm ve alkış..

Ölüm alkışlanıyordu..

h1

Fark Nerede?

Ağustos 25, 2006

fark nerede

Dünyanın en ünlü kalp doktoru De Bakey’ın arabası bozulmuş, arabasını tamire götürmüş. Tamirci arabasının kaputunu açmış ve De Bakey’e dönerek:

-Size bir şey soracağım neredeyse ben ve siz aynı işleri yapıyoruz. Mesela ben şimdi itina ile kaputu açacağım bir bakışta problemin nerde olduğunu anlayacağım, kapakçıkları temizleyeceğim, gerekirse kabloları, motor yağını değiştireceğim, hatta çok gerekli ise motoru çıkarıp yerine yenisini takacağım… Söylesenize nasıl oluyor da siz milyon dolarlar kazanıyorsunuz ama ben meteliğe kurşun atıyorum?

Bunun üzerine De Bakey tamircinin kulağına eğilmiş ve şöyle demiş:

- Bunların hepsini motor çalışıyorken yapmayı denesene!!!

h1

Kendinizle Uğraşmayın

Ağustos 25, 2006

kendinizle uğraşmayın

Bazı insanlar İngilizce ya da başka bir yabancı dil öğrenmek istiyor; bazıları kilo vermek istiyor; bazıları sigarayı bırakmak. Bazıları bütün kitapları okumak istiyor; bazıları da tüm kurslara gitmek istiyor. Bu insanların bir kısmı, istekleri doğrultusunda girişimde bulunuyor; bir kısmının istekleri ise hiç girişim olmaksızın bir hayal olarak kalıyor. (İstekleri girişimsiz hayal olarak kalanların durumu ayrı ve ona değinmeyeceğim).

İçe dönük kişisel gelişim projeleri

Kişisel gelişim projelerini ikiye ayırmak gerekir. İçe dönük olanlar ve dışa dönük olanlar diye. Kilo vermek içe dönük bir proje midir; dışa dönük bir proje midir? Birisinin zayıflaması, toplum için hiçbir işe yaramaz. Diğer bir deyişle insan kendisi için zayıflar; bir kişinin zayıflaması başkasının işine yaramaz. Üstelik zayıflasa da zayıflamasa da kişi vücuduyla birlikte ölecek ve toprağa karışacaktır. Sigarayı bırakmak da, zayıflamak gibidir; sigarayı bırakırsanız kendiniz için bir şey yapmış olursunuz; çevreniz için değil. Zayıflamanın da, sigara içmeyi bırakmanın da, toplum için bir yararı olduğu iddia edilebilir. İnsanların gözüne hitap etmek; daha sağlıklı bir anne-baba olmak gibi. Evet, bunlar da birer yarardır; ama içe dönük kişisel gelişim projelerinin küçük yararları. Üstelik kilo vermek ya da sigara içmeyi bırakmak sıklıkla gerginleştiren, seyrek olarak sonuç alan ve daha ötesi insanı mutsuz eden projelerdir. Bu projelerin sonuç alamamasının bir nedeni de, proje sonuçlarını insanın kendisine söz vermesidir. İnsanın en çok avans verdiği ve kredi tanıdığı, verdiği süreleri uzattığı borçlu kendisidir. İstisnai özdisiplinli insanların dışında, benim gözlediğim insanların davranışı bu yönde olmuştur.

Dışa dönük kişisel gelişim projeleri

Dışa dönük kişisel gelişim projeleri; başkalarına söz verilmiş projelerdir. Örneğin, okul ya da semt tiyatrosunda belirli bir tarihe belirli bir oyunu yetiştirmek dışarıya söz verilmiş bir projedir. Böyle bir oyunu hazırlamak insanların okumasını, birlikte bir etkileşime girmesini, birlikte çalışmasını sağlar. Oyun ortaya çıktığında, dışa dönük bir proje olarak, başka insanlar da bu üründen (sahnelenen oyundan) yararlanırlar. Yine bir öğretmenin, “ben daha iyi bir öğretmen olacağım” demesi yerine, bir öğretmen dergisine kendi deneyimlerine göre iyi bir öğretmenin özellikleri hakkında yazı hazırlamaya çalışması, onu araştırma yapmaya itecek, profesyonel anlamda yazarlık becerisini geliştirmeye çalışacak, kendi deneyimlerini gözden geçirerek hangilerinin işe yaradığını belirleyecek ve belki de faydasız olan alışkanlıklarından vazgeçecektir. Sonuçta çıkan yazıdan başka öğretmenler de fayda sağlayacak, dışarıda bir dergiye söz verdiği için yapılması gerekenlerin hepsini yapacak, bütün bu süreçte gözden geçirdiği kendi öğretmenlik uygulaması da iyileşerek birlikte olduğu öğrencilerin daha iyi öğrenmesine yardım edecektir.

Şimdi karşılaştırırsak sigara içmeyi bırakmak mı daha iyi, yoksa öğretmen dergisine yazı yazarken kendiliğinden ortaya çıkan değişimler ve gelişmeler mi? Hangisinin faydası daha büyük ve hangisi daha mutluluk verici? Dışa dönük kişisel gelişim projelerinin hemen hepsinin gözle görünür ve hissedilir bir ürünü vardır. İnsanlar; başkalarına gösterebildikleri, anlatabildikleri başarılarıyla mutlu olurlar. Hatta dışa dönük kişisel gelişim projeleri gerçekleştiren insanlar, sigarayı bırakmak, zayıflamak ya da başka içe dönük bir kişisel gelişim projesini başarmak için de kendilerinde enerji bulurlar. Yabancı bir dil öğrenmeye çalışmak içe dönük bir kişisel gelişim projesi midir; yoksa dışa dönük bir kişisel gelişim projesi mi? Kendi kendine İngilizce öğrenmeye çalışmak içe dönük bir kişisel gelişim projesidir. Bir yıl sonra sevgililer gününde sevgilisine İngilizce mektup yazmak ise dışa dönük bir kişisel gelişim projesidir. Projeleri içe dönük olmaktan çıkarıp dışa dönük hale getirebildiğimiz sürece hem daha mutlu, hem de toplum için daha üretken bir insan olacağız.

Melih Arat 

h1

Tükenmez Kalem

Ağustos 25, 2006

nasa

NASA mühendisleri, uzaya ilk astronot gönderme denemelerine başladığı zaman, tükenmez kalemin çekimsiz ortamda yazmadığını keşfederler.

Mürekkep yazılacak yüzeye akamamaktadır. Bu problemi çözmek için Endersen Consulting Firması ile anlaşırlar.10 yıl ve 12 milyon dolar harcanır. Donma noktasından daha düşük sıcaklıklardan 300 dereceye kadar, yerçekimsiz ortamda kullanılabilen, yukarı-aşağı doğru, su altında ve kristal yüzey dahil her tür yüzeye yazabilen bir kalem geliştirirler. Peki aynı problem karsısında Ruslar ne yapmış : Kurşun kalem kullanmışlar..