Archive for 28 Aug 2006

h1

Ey Azrail

Ağustos 28, 2006

ey azrail

Ey Azrail! Bilirim, bu sözlerim çok yersiz,

Neden böyle ansızın, geliverdin habersiz?

Ne olurdu üç beş yıl önce haber verseydin?

Hiç değilse rüyama bir kerecik girseydin!

Aşk meşk derken dünyadan bir türlü kopamadım;

Senden özür dilerim, hazırlık yapamadım.

Görüyorsun yanımda ne valiz var, ne bavul;

Uykum öyle ağır ki; ne zil duydum, ne davul!

Yaşım yetmiş olsa da gör ki fıkır fıkırım;

Bu cümbüşlü alemi ben nasıl bırakırım?

Hani bir söz vardır ya: “Yaş yetmiş, işi bitmiş.”

İnan ki bu bir yalan, bunu diyen halt etmiş!

Ey Azrail! Dur biraz sana yalvarıyorum;

Yasal haklarım için avukat arıyorum!

Hayallerim, düşlerim, yarım kalan işlerim…

Estetik yapılacak daha burnum, dişlerim!

Elli yaşımda ancak voleyi vurabildim,

Hortumlar sayesinde holdingi kurabildim!

Gerçi ucuza verdim şerefin kilosunu,

Ama böyle kazandım şu uçak filosunu!

Ey Azrail! Ne olur, bozulmasın pazarım;

Sana şöyle yüklüce bir çek yazarım!

Şu masmavi havuzlu sarayıma baksana,

O daracık mezarda yazık olmaz mı bana?

Bazen çoluk çocuğa içimden kızıyorum;

Ölmemi bekliyorlar, inan ki seziyorum!

Arkamdan göstermelik iki damla gözyaşı;

Bir de şöyle büyükçe, yaldızlı mezar taşı.

Tahmin ediyorum ki: Mevlit te okuturlar;

Ortalığı birazcık gülsuyu kokuturlar.

Araya reklam konur, bir ilahi aryası;

Mevlit bitince başlar dedi-kodu furyası.

Etlerim, kemiklerim didik didik edilir,

Ben az gelirsem eğer köklerime gidilir.

Ey Azrail! İnan ki hazırlığım yok daha;

Hele şu din konusu çok karışık bir saha.

Bazı büyük abiler köşeleri tuttular,

İrtica diye diye beni de korkuttular.

İlahiyat adına ekranda iki kaçık,

Kimlerin kuklaları oldukları apaçık.

Alim zalim karıştı, renkleri seçilmiyor;

Velisiz kaldı sokak deliden geçilmiyor.

Bu cinnet kervanına kocabaşlar dahiller,

Tuz bozulmuş, ne yapsın bizim gibi cahiller?

Henüz gündemde ne oruç var, ne zekat;

Ne Kur’an’la tanıştım, ne de kıldım bir rekat.

Gönül desen henüz genç, daha haccım duruyor;

Aklım nefsin elinde, yollarda savruluyor.

Edemedim bi türlü şu nefsimi terbiye,

Ortalıkta ne görse tutturuyor “Ver!” diye.

Ey Azrail! Bilirim, gelince beklemezsin;

Tükenen vadelere saniye eklemezsin.

Bu satırlar boş geçen, bir ömrün hikayesi.

İbret alanlar için son pişmanlığın sesi.

Bilmem ki, bir duvarda bu mütevazi çaba;

Bir küçücük pencere açaçak mı acaba?

Cengiz Numanoğlu

h1

Okuma Teknikleri Üzerine

Ağustos 28, 2006

okuma teknikleri

Çok fazla okumam. Mesleki kitaplar okurum. Onları da az okurum. Fakat okudum mu da lime lime yaparım. Meslek dışı kitaplardan mesela Simyacı’yı okudum. Çünkü bir kitap projem var. Mistik yolla insanlara birşey anlatmak istiyorum. Onun için kitabı araştırma, inceleme amacıyla okudum. Tam dört kere ağır ağır, altını çize çize, yedi kere de süratli okudum. Sayfa karıştırdıklarımda cabası. Ben sadece vitrine değil, içerisindekine bakarım.Satır aralarını okurum.Yazarın beni kafaya almasına kanmam, ben onu incelerim. Önsözleri, teşekkürleri, giriş bölümlerini, arka kapağı didik didik ederim. Yazar kaç yaşında daha önce neler yapmış?

Konularımda bilgiç değil, bilgili olmaya özen gösteririm. Her konuya girmem. Mesela öyle insanlar var ki, yazar, kitapları var, köşe yazarı, televizyon programı yapıyor, üniversite hocası, ekonomi yazıyor, siyaset yazıyor, spor yazıyor, yemek gurme yazıyor, yönetim yazıyor, turizm yazıyor. Onlara şaşıyorum.

Heybe metoduyla çalışırım. Gördüklerimden beni geliştirebilecek olanları heybeme atarım. Belim büküldü, taşıyamıyorum ama hala atıyorum. Zamanı gelince de çıkarıp kullanıyorum. Eskiyenler de oluyor, onları çöpe atıyorum.

Ulaş Bıçakçı

h1

Affedin Ve Özgürleşin

Ağustos 28, 2006

affedin

Nefreti aşmanın tek yolu var: Affetmek.
Başkalarını affettiğimizde biz özgürleşiriz.

Nefret yasamdan zevk almamızı, insanların güzel yanlarını görmemizi engeller.
Hiç kimse saf iyi ya da saf kötü değildir.
Salt kötülükleri görmek bir süre sonra şüphe, depresyon ve umutsuzluk denizinde boğar insanı.
Nefret dolu bir yaşam, mutsuz bir yaşamdır.
Affetmek insani derinleştirir.
Affetmek için, insanın ruhsal ve zihinsel olarak kendisini hazır hissetmesi gerekir. Çünkü affetmek bir seçimdir.
Kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir.
Affetmek bir süreçtir.
Birdenbire affedişler bile bir sürecin ürünüdür.
Affetmeyi seçtiğinizde kimse size borçlanmayacaktır.
Yani koşullu affetme yoktur. Diğer insanın da sizi affetmesini, değişmesini veya sizin istediğiniz gibi olmasını beklemeyin.
Affetmek bir seçimdir. Amacı sizin rahatlamanızdır, sizin özgürleşmenizdir.
Nefret duyduğunuz kişinin yaşıyor ya da ölmüş olması sizin affetme sürecinde duyduğunuz acıların yoğunluğunda bir farklılık yaratmayacaktır. O acılar sizin  acılarınız.
Affetmek kolay değildir. Fakat özgürleşmek için gereklidir.
Çoğu insan affetmenin nefret ettiği kişiyi suçsuz ya da haklı bulduğu anlamına geleceğini sanır.
Oysa affetmek, geçmişteki anıların boyunduruğundan kurtulmak, yaşamımızı kontrol  altında tutmasına son vermek demektir.
Affetmek, o kişiyi sevmek değil.
Affetmek, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil.
Affetmek, o kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil.
Affetmek, o kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil.
Affetmek, o kişiyi kucaklamak değil.
Affetmek, o kişiyi suçsuz bulmak değil.
Affetmek, o kişiyi haklı bulmak değil.
Affetmek, o kişinin verdiği zararları telafi etmek için çaba göstermemek değil.
Affetmek, kırgınlığın, küskünlüğün, nefretin hapishanesinden özgürlüğe kavuşmaktır.
Affetmek, artık acıyı hissetmemektir.

Yapılanları zihinsel olarak unutmak zaten mümkün değildir.