Archive for 05 Sep 2006

h1

Seni Düşünmek

Eylül 5, 2006

seni düşünmek

Seni düşünmek…
Seni görmek isteğiyle bütünleşiyor
Karşılaşınca sarılmak oluyor
Sonra öpmek
Şakalaşıp yolda yürümek
Bir masada karşılıklı değil
Yan yana oturmak oluyor
Durup yüzünü uzun uzun seyretmek
Sana dokunmak
Ve senle konuşmak
Gülmelerini seyretmek
Mimiklerini hayran hayran bakmak
Ve ansızın sebeb yokken
Sarılıp öpmek oluyor…

h1

Sokrates’in Filtresi

Eylül 5, 2006

sokrtes

Eski Yunanda , Sokrates bilgiyi saklaması sebebiyle saygı değer bir ün yapmıştı.. Bir gün büyük filozof bir tanıdığına rastladı ve adam ona dedi ki :

Adam : Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?

Sokrates : Bir dakika bekle. Bana birşey söylemeden evvel senin kücük bir testten geçmeni istiyorum. Buna “Üçlü Filtre Testi”  deniyor.

Adam : Üçlü Filtre ?

Sokrates : Doğru. Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir. Üçlü filtre testi dememin sebebini birazdan anlayacaksın. Şimdi birinci filtre; ‘Gerçek Filtresi’ Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla  gerçek oldugundan emin misin ?

Adam : Hayır. Aslında bunu sadece duydum ve ….

Sokrates : Öyleyse , sen bunun gerçekten doğru olup olmadıgını bilmiyorsun. Şimdi ikinci filtreyi deneyelim, ‘Iyilik Filtresini.’ Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi birşey mi?

Adam: Hayır, tam tersi…
Sokrates :  Öyleyse, onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı.’ İşe  yararlılık  filtresi.’ Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?

Adam : Hayır, pek değil.

Sokrates : İyi, eğer bana söyleyeceğin şey doğru değil, iyi değil, işe yarar ve faydalı değilse bana niye söyleyesin ki ?

h1

Bernard Shaw’dan Gülen Düşünceler

Eylül 5, 2006

bernard s

Kiliseler, alçak gönüllülüğü öğrettikleri gibi, öğrenmelidirler de…

***

Çalışan sınıfın psikolojisini, sıradan gel-git işlerinde çalışan bir çocuk kadar bilmiyordu, Marx

***

İnancın bulunmadığı yerde, ikiyüzlülük uyumluluk olur; bilginin bulunmadığı yerde ise, bilgisizliğin adı bilim olur.

***

Bilmeyince ne kadar kolaydır konuşmak.

***

Köle gibi yetiştirilenler, köle gibi yönetilebilir ancak.

***

Kendi dilini bilmeyen, başka dili öğrenemez.

***

Modalar, düzenlenmiş salgın hastalıklardır aslında. Satıcıların salgınlar başlatabileceğini kanıtlar bu…

***

Yaptığım on şeyden dokuzunun başarısızlıkla sonuçlandığını gördüm gençken. Başarısız olmak istemiyordum, onun için ben de on kat daha çok çalıştım.

***

Noel, çirkin bir konu; acımasızlıkla, açgözlülükle ilgili bir konu; sarhoşlukla, serserilikle ilgili bir konu; kötülükle, dilencilikle, yalancılıkla, pislikle, küfürle ilgili, ahlâka aykırı bir konu… İsteksiz ve bıkkın bir ulusa, Noel, dükkân sahipleriyle basının zorla benimsettikleri bir konudur.

Gülen Düşünceler - Şakir Eczacıbaşı

h1

Damla Ve Sedef

Eylül 5, 2006

damla

Buluttan bir damlacık indi denize. Enginliği görünce utandı.
Kendi kendine, ‘denizin karşısında ben de kimim ki… Onun varlığına göre ben yok sayılırım’ dedi.
Kendisini küçük gördüğü için sedef gönlünü açtı ona, bağrına bastı ve korudu.
Kader onu o denli yüceltti. Naz ile besledi damlacığı sedef. Ki, sultanların tacına kondurdu sonra inci olarak. Damla kendisini alçak gördüğünden yüceldi, yokluk kapısına kapılandığı için var oldu.
                                  
Bostan- Şeyh Sadi-i Şirazi

h1

Bir Kelebeğin Hayat Hikayesi

Eylül 5, 2006

kelebek,

Bir ilkbahar sabahıydı. Güneş, pırıl pırıl altın ışıklarını yer yüzüne yolluyordu.
 
Bu ışınları gören kozalardan o sabah beyaz bir kelebek çıktı. Çok büyük ve tül gibi ince bembeyaz kanatları vardı. Birden kendini bir bahçenin çiçekleri arasında buldu. Önce keşif uçuşuna çıkıp bahçeyi dolaştı. Sonra dinlenmek için kırmızı bir güle kondu.
 
Dinlenirken, kanatlarını dikleştirip birleştirmişti. Etrafına baktı. Doyasıya yeşilliğe daldı saatlerce seyretti…
 
Dinlenmişti. Şimdi dolaşma vaktiydi, yaşamalıydı, önünde uzun zamanı vardı. Ağaçlara uçtu. Çiçeklere kondu. Mutluydu, özgürdü. Herkes ona bakıp “ne güzel” diyordu. Akşama kadar çiçekten çiçeğe, daldan dala uçup durdu. Güneş batarken bir garip his kapladı içini, artık öğrenmişti.
 
Sadece bir günlük olan ömrü bitmişti. Son bir kez etrafına baktı. Batan güneşe daldı. Ve bir daha hiç uyanmadı…

h1

Tırnak İçinde

Eylül 5, 2006

tırnak içinde