Archive for 12 Sep 2006

h1

Heaven

Eylül 12, 2006

heaven

Save me from this prison
Lord, help me get away
Cause only you can save me now
From this misery

I’ve been lost in my own place
And I’m getting’ weary
How far is heaven?
I know that I need to change
My ways of living
How far is heaven?
Lord, can you tell me?

I’ve been locked up way too long
In this crazy world
How far is heaven?
I just keep on prayin’, Lord
I just keep on livin’
How far is heaven?
Lord, can you tell me?
How far is heaven?
I just gotta know how far yeah
How far is heaven?
Lord, can you tell me?

I know there’s a better place
In this place I’m livin’
How far is heaven?
I just got to show some faith
And just keep on givin’
How far is heaven?
Lord can you tell me
How far is heaven?
I just gotta know how far yeah
How far is heaven?
Lord, can you tell me?
How far is heaven?
I just gotta know how far
I just wanna know how far

Los Lonely Boys

h1

Yaralara Dair

Eylül 12, 2006

yaralara dair

Yaşlı ve çirkin bir tüccar; karşılığını parayla ödeyeceği zevk gecesi için olağanüstü güzel, ama taş kalpli bir fahişeye gitmiş… Sabaha karşı, yaşıl adamın uykuya dalmasını fırsat bilen genç kadın, soyguncu dostlarını çağırmış. Ne var ki tüccar, tilki uykusundan fırladığı gibi olanca gücüyle karşı koymaya, dövüşmeye başlamış. Haydutlar hem kalabalık, hem de işinin ehliymiş. Onu kolayca köşeye sıkıştırmışlar. Ancak ne kadar vururlarsa vursunlar, bu zayıf ve çirkin bedende yara açılmadığını, can alıcı darbelerin hiç iz bırakmadığını görmüşler…

Bıçaklarını, kılıçlarını çekmişler… Ancak en keskin bıçak, en acımasız kılıç bile tüccara hiçbir şey yapamıyormuş… Sonunda korkup kaçmışlar… Dövüşü izleyen kadın, yaşlı adamın mucizevî gücünden etkilenmiş, bir kez daha -ama bu kez aşk adına- tüccarla sevişmek istemiş. Onu hayranlıkla, arzuyla, şefkatle okşamaya başlamış… Gelgelelim güzel kadının her dokunuşunda tüccarın bedeninde yeni bir yara beliriyormuş. Dövüşün, darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı yaralarmış bunlar… İçten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalmışlar. Sonunda tüccar kanlar içinde kadının kollarına yığılmış, ölmüş…

Tam bu türden hayatlar yaşamıyor muyuz? Aşktan bunca korkmamız bu yüzden değil mi? Kimsenin kollarında yığılıp can vermek istemiyoruz. Çünkü zaten, her yanımız kılıç yaralarıyla dolu. Ama bir şekilde kapanmış, kabuk bağlanmış yaralar onlar… Nasıl yapmışsak yapmışız üstesinden gelmişiz…

Ama biri, kabuk tutmuş yaraları okşamaya başladığında, cırt diye açılıveriyor ve oluk oluk kanama başlıyor yeniden… Birine teslim olduğumuzda, anlatmaya başladığımızda, içimizi döktüğümüzde bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıveriyor…

O yüzden değil mi içimizi tutmamız? Birisine teslim olmaktan korkmamız? Ortalıkta tedirgin ve gergin dolanmamız? “Anlatsam mı, anlatmasam mı?” kararsızlığımız “Bu sevgi beni acıtır mı?” kuşkularımız…

Her zaman seni üzecek birileri olacaktır. Yapman gereken insanlara güvenmeye devam etmek, kime iki defa güveneceğini iyi seçmek…

Gabriel Garcia Marquez

h1

Okuyarak Dinlenin

Eylül 12, 2006

okuyarak dinlenin

Altı gün işbaşında duyduğumuz yorgunluğu geçirmek, işimizde önümüze çıkan güçlükleri unutmaktan daha zevkli birşey yoktur. İşten yorulmuş olan zihninizi okumak dah çok yorar zannetmeyin. Çünkü zihin yorgunluğu zihnin çok işlemesinden meydana gelmez, aynı işle meşgul olmasından gelir.

Dr. Galip Ataç

h1

Mimar Sinan’ın Mektubu

Eylül 12, 2006

mektup

Bir kaç yıl önce Süleymaniye Camisinin yıkılma tehlikesi içinde olduğu keşfedilmiş. Eğer çözüm bulunamazsa, koca cami kısa bir zaman içinde yıkılacakmış. Caminin tüm taşıyıcı yükü kemerlerindeymiş. Bu kemerlerin ortalarında bulunan kilit taşları zamanla aşınmış. Ama elde yazılı bir proje olmadığı için nasıl değiştirileceği bilinmiyormuş. Hemen Türkiye’nin en yetkin mühendis ve mimarlarından oluşan bir heyet hazırlanmış. Bir sürü fikir atılmış ortaya, her kafadan bir ses çıkmış ama sonuç alınamamış.

Bilim adamları bu sorunu çözememiş.

Tartışmalar sürerken caminin içinde büyük bir karmaşa sürüyormuş. Ülkenin çeşitli bilim kuruluşlarından bir sürü mimar, mühendis kemerleri inceliyormuş. Bu adamlardan biri ortalarda dolanırken kazara gizli bir bölme bulmuş. Bölmede üzerinde eski yazı olan bir not varmış. Uzmanlara inceletilen kağıdın orijinal olduğu belgelenmiş. Bu kağıt parçası bizzat Mimar Sinan’ın imzasını taşıyan bir mektupmuş. Mektupta yazılanlar tercüme ettirilince şöyle bir metin çıkmış ortaya:

“Bu notu bulduğunuza göre kemerlerden birinin kilit taşı aşındı ve nasıl değiştirileceğini bilmiyorsunuz”.

Kağıtta yazılanlar bununla da bitmiyormuş. Koca Sinan kademe kademe kilit taşının nasıl değiştireceklerini anlatıyormuş. Heyet kademe kademe Sinan’ın söylediklerini yapmış. Süleymaniye camisi böylelikle kurtarılmış.

Bu mektup şimdi Topkapı Sarayı’nda saklanıyormuş…

h1

Alışkanlık Üzerine

Eylül 12, 2006

alışkanlık üzerine

Alışkanlık, anahtarı kaybolmuş bir kelepçedir.
Amos Parrish

Alışkanlık, bir halata benzer. Her gün bir lifi örer ve sonunda, onu koparamayacak kadar güçlü yaparız.
Horace Mann

Alışkanlıklar, bırakılmazlarsa, zamanla ihtiyaç haline gelirler.
St. Augustine

Alışkanlıkların zincirleri, önce duyulmayacak kadar hafif, sonra kırılmayacak kadar güçlü olur.
Benjamin Disraeli

Alışkanlıktan daha büyük bir şey yoktur.
Ovidius

Hiç kimse bir alışkanlığa veda etmek cesaretini gösteremez.
Balzac

İlk gördüğümüz zaman korktuğumuz nice şeyler vardır ki, zamanla alışır, hiç aldırmaz oluruz.
Aisopos

İnsan alışkanlıklarının çocuğudur.
Ibni Haldun

Mademki alışkanlıklar,hayatımızın en ileri gelen hakimleridir, öyle ise ne yapıp yapıp iyi birini edinmeye çalışmalıyız.
Bacon

Tilki, derisinden vazgeçer de, alışkanlıklarından vazgeçmez.
Suetonius

h1

Amatör

Eylül 12, 2006

amatörler