Archive for Eylül, 2006

h1

Google and Privacy

Eylül 28, 2006

 google and privacy

h1

Mothers Of The Disappeared

Eylül 27, 2006

Mothers of the dissapperared

Midnight, our sons and daughters
Cut down and taken from us
Hear their heartbeat
We hear their heartbeat
In the wind we hear their laughter
In the rain we see their tears
Hear their heartbeat
We hear their heartbeat

Night hangs like a prisoner
Stretched over black and blue
Hear their heartbeat
We hear their heartbeat

In the trees our sons stand naked
Through the walls our daughters cry
See their tears in the rainfall

U2

h1

Bir Medeniyetin İflası

Eylül 27, 2006

medeniyetin iflası

Sen bir medeniyetin iflası nedir bilir misin? İnsan bozulur, insan kalmaz. Bir medeniyet; insanı yapan manevi kıymetler manzumesidir. Anlıyor musun şimdi derdin büyüklüğünü?

Cahilsin; okur öğrenirsin.
Gerisin; ilerlersin.
Adam yok; yetiştirirsin, günün birinde meydan çıkıverir.
Paran yok; kazanırsın.
Her şeyin bir çaresi vardır.
Fakat insan bozuldu mu?
Bunun çaresi yoktur.

Ahmet Hamdi Tanpınar

h1

Mutlu Olmanın 10 Yolu

Eylül 27, 2006

mutlu olmanın 10 yolu

Her ülkenin binlerce atasözü var, özdeyişi var.

Bunlar birikimlerin hap halinde ifade edilmiş şekli. Ünlülerin, toplumları etkileyen kişilerin özdeyişleri var, çoğu zaman yazarlar anlatmak istedikleri konuya giriş yaparken “ufuk açma” niyetine alıntı yaparlar.

Philip E. Humbert adlı bir psikiyatri profesörü, “İnsanlara mutlu yaşamın anahtarını 10 kuralda toplayacak olsam, hangi deyişleri seçerdim” diye kapsamlı bir çalışma sonrası bir liste çıkartmış.

1. Kendini tanı. (Sokrat)
Kendi içinde yolculuk yap. Günlük tut. Kalbin, gönlün, vicdanın ne diyor? Neyi öne çıkartıyor? Dünyaya bilinçli bakmanın yolu başta bu iç yolculuktan geçiyor.

2. Olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol. (Mevlâna)
Dürüst ol, adil ol, hakça düşün. İçinden gelen sesin öne çıkardığı değerleri koru. Hayatta birşeyleri korumak için ayakta kalmazsan her şey seni düşürür.

3. En yukarda aşk var. (Aziz Paul)
Sesi müziğe dönüştüren aşktır. Aşk olmazsa, sevgi ilişkileri yoksa, ihtimam eksikse hayatın kuru bir daldan farkı kalmaz.

4. Dünyayı hayal gücü döndürür. (Albert Einstein)
Yaptığımız her şey hayal kurarak başlar. Hayat -herkes için- hayalleri gerçekleştirmek ve yapabileceğinin en iyisi, olabileceğinin en güzeli peşinde gitmektir. Bobby Kennedy’nin sözü gibi: Diğerleri dünyaya bakıyor ve “Neden” diye soruyor. Ben bambaşka bir dünya düşünüyor ve “Neden olmasın” diye soruyorum.

5. Fazla güzellik göz çıkarmaz. (Mae West)
Güzel hayat doya doya yaşanır. Mutluluk paylaşılır, hayatı sevme hissi coşkuyla beraber gelir. Ruhun müziğinde “Haydi bastır, göster kendini” temposu vardır. Kibir değil, çoşku!

6. Fırsatlar yakalandıkça çoğalır. (Sun Tzu)
Başarı cesaret ister, başlangıçtaki cesaret sonradan inanca dönüşür. İnanç insanlığa daha iyi hizmet arzusuna dönüştüğünde fırsatlar yelpazesi yukarı bir seviyede tekrar açılır.

7. Ya yap ya yapma. Denemek yok! (Yoda - Yıldız Savaşları)
Hayat seri hareket, karar ve kararlılık gerektirir. Tereddütte kalanlar geride kalır. Hayatın üstüne gitmezseniz hayat sizin üstünüze gelir.

8. Mükemmellik, ekleyecek bir şey kalmadığında değil, alınacak bir şey kalmadığında oluşur. (Antoine de St.Exupery)
Hayatınızı basitleştirin. Basite indirge, indirge, bir kere daha indirge… O zaman ne kalıyor, ona bak. İstekler listenizi kısa tutun. Kısa tutun ki fokus edebilesiniz. Güneş ışığına büyüteç tutmak gibi, odaklamazsanız hayatı yakamazsınız.

9. Kabiliyet yoksa sanatçı olmaz, ama çalışılmadıkça kabiliyet hiç bir işe yaramaz. (Emile Zola)
Ancak akıllı, bilinçli ve odağı şaşmayan çabalar sonrası olası potansiyelin yapabilecekleri gerçekleşir. Elması yontmadıkça elinizde sadece bir taş parçası vardır.

10. Hayatı yaşamanın iki yolu var. Biri hiçbir şey mucize değilmiş gibi yaşamak… Diğeri herşey mucizeymiş gibi yaşamak. (Albert Einstein)
Şükretmeyi unutmamak gerek!

h1

Vücudumuzdan Rakamlar

Eylül 27, 2006

body

80 km

İnsan vücudundaki her bir böbrekte 1.250.000 nefron (süzme kanalları) vardır. Bunları yanayana getirip ölçsek 80 kilometrelik bir uzunluğu buluruz.

8 milyon

Normal bir insan vücudunda her saniye 8 milyon hücre ölür ve aynı anda o kadar yenisi yapılır.

15 Milyar

Sinir sistemimizde 15 milyar nöron vardır. Bunların 10 milyarı beyindedir.

2000

Göz merceği, cam gibi tek parçadan değil, 2000 ince doku tabakasından oluşur. Işık geçerken her tabakada küçük kırılmalar olur. Işık ışınlarının üzerine yansıtıldığı bir ekran olan ağtabaka, çok sıkı biçimde birbirine kenetlenmiş olan 130 milyonu aşkın ince bir telden oluşur.

250

Kılcal damarlar o kadar incedir ki, bunların 250 tanesi yanyana konsa yarım santim kalınlığına ulaşmaz.

12 trilyon

Yetişkin bir insan vücudunda, sayıları 35 milyarı bulan çekirdeksiz hücreleri saymazsak, yaklaşık 12 trilyon hücre vardır. Bunu şöyle açıklayabiliriz: İnsan vücudundan her saniye bir hücre ayrılsa, vücudun ordan kalkması 30.000 senede ancak gerçekleşirdi.

250 milyon

Bir damla kanda 250 milyon alyuvar, 400 bin de akyuvar bulunur. eğer alyuvarlardan bir gerdanlık yapmak mümkün olsaydı, vücudmuzdaki son alyuvarın bu gerdanlığa girebilmesi için halkanın dünya çevresini dört defa dolaşması gerekirdi.

2.5 milyon

Pankreastaki insülin salgılayan odalar, en güç ulaşılan salgı bezleri sayılır. Bu salgı bezlerinin sayısı 250 bin ile 2,5 milyon arasında değişir.

h1

Dünya’da Kitaba Ödenen Bedel

Eylül 27, 2006

kitap bedeli

Kişi başına dünya’da:

Norveç’li 137 $

Alman 122 $

Belçika’lı 100 $

Avusturya’lı 100 $

Güney Kore’li 39 $

İspanya’lı 39 $

Dünya ortlaması 1.3 $

Peki sırada şimdi kim var, tabii ki ülkemiz

Türkiye 0.45 $ (45 Sent)

h1

Petrocelli’nin Kaybettiği Dava

Eylül 27, 2006

petrocelli

Ünlü avukat Petrocelli’nin kaybettiği tek davayı biliyor musunuz?

Ünlü bir futbolcu karısını öldürmekle suçlanıyordu. Futbolcu yakalanmıştı ama karısının cesedi ortada yoktu.

Duruşma Amerikan filmlerindeki gibiydi. Futbolcu sanık sandalyesinde oturuyordu. Kucak dolusu parayla tutuğu avukatı jüriyi ikna etmeye uğraşıyordu:

“Sayın jüri, müvekkilimin suçsuz olduğuna yürekten inanıyorum. Buna az sonra sizlerde inanacaksınız. Neden mi? Bakın, şimdi 1’den 10’a kadar sayacağım ve müvekkilimin öldürdüğü iddia edilen karısı bu kapıdan içeri girecek. 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10…”

Bütün jüri kapıya döndü. Kimse girmedi içeri. Avukat bir savunma dehasıydı, öldürücü hamlesini yaptı:

“Bakın, siz de kadının öldüğüne inanmıyorsunuz. Çünkü hepiniz içeri girecek diye kapıya baktınız. İşte karar! Buna güvenmenizi talep ediyorum.”

Jüri ünlü futbolcuyu suçlu bulduğunu bildirdi ve dava bu şekilde sonuçlandı. Mahkeme çıkışında avukat, bayan jüri başkanına yaklaştı: 10’a kadar saydığımda siz de diğer üyeler gibi kapıya bakmıştınız. Neden böyle bir karara imza attınız?”

“Doğru!” dedi jüri başkanı, “Ben de kapıya baktım ama müvekkiliniz kapıya bakmıyordu!”

h1

Küçük Ama Büyük Hikaye

Eylül 27, 2006

fil

Afrika’da dev filleri yere çakılmış küçük kazıklara bağlarlar. 3 – 5 tonluk koca filleri yerinde bekletir yere çakılmış bu küçük kazıklar…

Neden mi? Şöyle ki: Filler daha doğar doğmaz küçük bir kazığa bağlanırlar, kaçıp kurtulmak isterler ama nafile! Büyüdükçe o psikolojiyle büyürler. Sonra anlarlar ki, buradan kurtulmak mümkün değil. Sonrasındaysa koca filler hayatlarını bir kazığa emanet devam ettirirler.

Peki ya bizler?

h1

Federals

Eylül 27, 2006

feds

h1

Bulamam

Eylül 26, 2006

bulamam

Her ateş bir kül,bulur elbet kendine;
Her yeşil bir dal,
Her su bir damla,
Her ateş bir kül,
Her takvim bir yıl bulur elbet kendine!
Her yangın bir duman,
Her öğrenci bir okul,
Her artı bir eksi,
Her yol bir taşıt,
Her soru bir yanıt,
Her ressam bir tuval,
Her kış bir ayaz,
Her kitap bir okul,
Her şarap bir adam bulur kendine;
Yeter ki şarap, şarap olsun içen çıkar…
Her deniz bir martı,
Her ömür bir tufan,
Her rüya bir uyku,
Her nota bir şarkı,
Her mezar bir ölüm,
Her ağaç bir kök,
Her dağ bir duman,
Her güneş doğacak bir kuytuluk bulur ya kendine,
bulur ya; ben senden başka sen bulamam…

h1

Eğitim

Eylül 26, 2006

eğitim

Eğitimin pahalı olduğunu düşünüyorsanız, cehaletin bedelini hesaplayın.

İngiliz Atasözü

h1

Yazı Da Ölüm Tura Da

Eylül 26, 2006

yazı tura

İhtimaller; her biri kendi yolunu zafer ataklarıyla süslüyor. Gökyüzünden düşecek bir damla yağmur için milyonlarca ağaç ve bitki avuçlarını açıyor.

Gemi azıya almış atların çektiği bir araba içinse bütün uçurumlar sıraya girmiş bekliyorlar. Ruletler de dönüyor, feleğin çarkları da. Otuz yaşlarındaki genç adam her akşamüstü Sen Nehri kıyısında yaptığı gezintinin bu kez ölümün kıyısında yapıldığını fark ediyor dehşetle. Altı beygir sözleşmişler gibi ağızlarından köpükler çıkartarak nehre doğru dört nala koşuyorlar. Ah ihtimaller hesabı! Bir kumarbaz tarafından kendisine önerilen, yıllar boyu üzerinde çalıştığı olasılık problemleri! 1’le başlayıp, 14641’le biten katsayılar üçgeni! Yazı-tura oyununu matematiğin çemberinden geçirerek ulaştığı ihtimal hesapları teorisi! Görünen o ki bu kez fazla bir ihtimal yok! Yazı da ölüm tura da! Az sonra araba nehrin sularına gömülecek. Ölümün kıyısına gelen herkese gösterilen hayat filmi ona da gösterilmeye başlıyor. Kaderin kamerası bir saniye içine binlerce fotoğrafı sığdırıyor:

Yıl 1626, Fransa. Annesini kaybeden üç yaşındaki bir çocuk babasına sarılıyor. Küçük Pascal’ın eğitimi için kraliyet danışmanlığını bırakıyor baba. 12 yaşında Latince ve Yunancayı öğreniyor. Yardım görmeden ve geometri okumadan bir üçgenin iç açılarının toplamının 180 derece olduğunu kanıtlıyor. Öklid’in otuz iki teorisini tek tek kendi başına bulup ispatlıyor. 14 yaşında Fransız İlimler Akademisi’nin temelini oluşturan ilmi tartışmalara kabul ediliyor. Daha 16 yaşına girmeden geometri teorilerinin en güzeli sayılan “kedi beşiği”ni ileri sürüyor. 16 yaşında elips, parabol ve hiperbolün aynı dairenin projeksiyonları olarak değerlendirilebileceğini öne süren konik kesitlerle ilgili bir kitap yazarak Descartes’ı şaşkınlığa sürüklüyor. 18 yaşındayken yeryüzünün ilk mekanik hesap makinesini icat ediyor. 23 yaşında İtalyan fizikçi Toriçelli’nin ileri sürdüğü; ancak ispatlayamadığı atmosferin varlığını deney yoluyla kanıtlıyor ve bir adım daha öne geçerek yükseklikle basıncın değiştiğini tespit ediyor. 24 yaşında vakum, hava basıncı ve akışkanlar statiği konularındaki çalışmalarını iki ayrı kitapta topluyor ve akışkanlar mekaniğine dair kendi adıyla anılan yasayı buluyor. 30 yaşındayken zamanın bilginlerinden Fermat’le şans oyunlarındaki ihtimal problemleriyle ilgili yazışmalar yaparak çağdaş olasılık kuramının temellerini atıyor…

Kaderin bir an süren bu kısa metrajlı filmi “SON” kelimesiyle noktalanırken genç Paskal kendini Allah’ın iradesine teslim ediyor ve ümidin kopmaz ipine bütün gücüyle sarılıyor. Ve o anda beklenmedik bir şey oluyor; nehrin tam kıyısında dizginler kopuyor, atlar nehre dalarken araba kıyıda kalıyor. Blaise Pascal şükran duyguları içinde nehre bakıyor. Atlarla beraber suya gömülen mazisinde yalnız keşifler ve icatlar yok. Yıllar boyu bir türlü kopamadığı sefahat düşkünlüğü de var Paris gecelerinin. Pascal, sebeplerin kendisini getirdiği bu sınırda yeni bir hayatın onu beklediğini görüyor. Yeni bir susuzluk eski ateşlerinin yerine geçiyor ve ona şöyle dedirtiyor: “Sebeplerin varacağı son noktanın ötesinde çok şey vardır. İnsan arzu ve isteklerle doludur ve ancak bunları eksiksiz verebilecek olana susamıştır. Biz gerçekleri sadece sebeplerle değil, kalple de bulmalıyız.”

Pascal yalnız aklın kanatlarıyla uçmaya çalışırken yeterince yükselemediğini fark etmiş ve “Kalbin kendine has nedenleri vardır ki, akıl hiçbir zaman anlayamaz.” diyerek, rotasını kalbine çevirmiştir. Gerçeğin matematiğin kanıtlamış olduklarından ibaret olmadığını düşünmeye başlayan Pascal, “Gerçek sanıp öğrendiğimiz bilgilerin arkasında yeni bilinmezler uçurumu vardır.” diyerek Allah’ın yalnız akılla algılanamayacağını, bunun için gönlün kendi bilgisine ihtiyaç olduğunu vurgulamıştır. Ona göre insanın üç türlü bilgisi vardır: Gelenek, akıl ve ilham. Gelenek halkın alışkanlıklarıdır; daima yanıltırlar. Akıl da sınırlıdır; sonu olan bir ölçüdür. Onunla sonsuz bir âlemi olduğu gibi tanımamız imkansızdır. İlham ise Allah’ın lütfudur. Kalbe iner. Hakikat bilgisidir. İman denilen bu bilgi, aşk ile elde edilen bilgidir.

Blaise Pascal’ı ölünceye kadar zaman zaman inzivaya çağıran mutluluk arayışıydı. “İnsan neye bağlanacağını bilmiyor!” diyerek koştuğu tefekkür odalarından, zevk ve eğlence ile kendini avutan insanlara yaşama aczlerini hatırlatıyor, Allah’tan uzaklaşan, Allah’ı aramayan insanın ne kendisinde ne de kendi dışında hakikati ve mutluluğu bulamayacağını ilan ediyordu. Felsefeyi “Bir saatlik zahmete değmez!” diyerek küçümseyen Pascal, Descartes’ın düşüncelerini de sığ ve yetersiz bularak, onun adalet anlayışını şöyle hicvediyordu: “Pirene Dağları’nın bir tarafında doğru olan şey, öbür tarafında yanlıştır. İnsan dünyanın idaresini kuvvete, genel kanaate ve geleneklere mi dayandıracaktır? Oysa kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir.”

Pascal 39 yaşında vefat ettiğinde elbisesinin içine dikilmiş bir kağıt bulundu. Kağıtta şu cümle yazıyordu: “Filozofların ve bilginlerin bulduğu Tanrı’yı değil, peygamberlerin bildirdiği Tanrı’yı istiyorum.”

A. Ali Ural

h1

İnsanı Daha Dürüst Yapmanın Yolu

Eylül 26, 2006

eyes

İngiltere Bilimler Akademisinin yayın organında çıkan makaleye göre, Newcastle üniversitesi biyoloji ve psikoloji uzmanları, deneylerinde “dürüstlük kutusu” kullandı:

Üniversitede bir meşrubat standı açılıp yanına da bir kutu konuldu. 

Müşteriler, satıcı yokken aldıkları ürünün listeden gördükleri bedelini kutuya attı. Kutunun yanına biraz yukarda bazen bir çift göz, bazen bir çift çiçek resmi koyuldu.

Uzmanlar şunu fark etti: İnsanlar başlarının üzerinde göz resmi varken kutuya çiçek varkenkinden üç kat fazla para attı.

Doktor Bateson, durumu değerlendirirken, ”Bu kadar büyük fark beklemiyorduk. Sonuç bizleri şaşırttı. Gözler, çay veya kahve alanların üzerinde çok etkili oluyor” ifadesini kullandı. Araştırmaya göre, bu bulgu bazı anti-sosyal davranışların tedavisi ya da sosyal kurallara uyulması konusunda uzmanlara yol gösterici olabilecek.

h1

Security

Eylül 26, 2006

security

h1

Je T’aimais, Je T’aime, Je T’aimerai

Eylül 25, 2006

rose

Mon enfant nue sur les galets
Le vent dans tes cheveux défaits
Comme un printemps sur mon trajet
Un diamant tombé d’un coffret

Seule la lumière pourrait
Défaire nos repères secrets
Où mes doigts pris sur tes poignets
Je t’aimais, je t’aime et je t’aimerai

Quoi que tu fasses
L’amour est partout où tu regardes
Dans les moindres recoins de l’espace
Dans le moindre rêve où tu t’attardes
L’amour comme s’il en pleuvait
Nu sur les galets

Le ciel prétend qu’il te connaît
Il est si beau c’est sûrement vrai
Lui qui ne s’approche jamais
Je l’ai vu pris dans tes filets

Le monde a tellement de regrets
Tellement de choses qu’on promet
Une seule pour laquelle je suis fait
Je t’aimais, je t’aime et je t’aimerai
Quoi que tu fasses
L’amour est partout où tu regardes
Dans les moindres recoins de l’espace
Dans le moindre rêve où tu t’attardes
L’amour comme s’il en pleuvait
Nu sur les galets

On s’envolera du même quai
Les yeux dans les mêmes reflets
Pour cette vie et celle d’après
Tu seras mon unique projet

Je m’en irai poser tes portraits
A tous les plafonds de tous les palais
Sur tous les murs que je trouverai
Et juste en dessous, j’écrirai

Que seule la lumière pourrait…

Et mes doigts pris sur tes poignets
Je t’aimais, je t’aime, je t’aimerai

Francis Cabrel