Archive for Kasım, 2006

h1

Brown Eyed Girl

Kasım 28, 2006

brown eyed girl

Hey where did we go?
Days when the rains came
Down in the hollow,
Playin’ a new game,
Laughing and a running hey, hey
Skipping and a jumping
In the misty morning fog with
Our hearts a thumpin’ and you
Brown eyed girl,
You, my brown eyed girl.

Whatever happened
Tuesday and so slow
Going down the old mine
With a transistor radio
Standing in the sunlight laughing,
Hiding behind a rainbow’s wall,
Slipping and sliding
All along the water fall, with you
Brown eyed girl,
You, my brown eyed girl.

Do you remember when we used to sing,
Sha la la la la la la la la la la te da
Just like that
Sha la la la la la la la la la la te da
La te da

So hard to find my way,
Now that I’m all on my own.
I saw you just the other day,
My how you have grown,
Cast my memory back there, Lord
Sometime overcome thinking ’bout
Making love in the green grass
Behind the stadium with you
Brown eyed girl
You, my brown eyed girl

Do you remember when we used to sing
Sha la la la la la la la la la la te da
Sha la la la la la la la la la la te da
Sha la la la la la la la la la la te da

Van Morrison

h1

İlk Türk Roketi

Kasım 28, 2006

il Türk roketi

Günümüz ordularında etkili bir savaş silahı olarak yaygın bir şekilde kullanılan ve geçen yüzyılın ortalarından itibaren bulunduğu sanılan roket, ilk defa Fatih Sultan Mehmet döneminde 1478 İşkodra kuşatması sırasında kullanılmıştır.

Zeytinyağı, kükürt, balmumu ve bilmediğimiz daha başka maddelerin karıştırılmasıyla hazırlanan bu yangın roketlerinin isabet ettiği her şeyi yakıp yıktığı kül ettiği ve yaydığı müthiş sıcaklıkla düştüğü kıyılardaki suları bile buharlaştırdığı bilinmektedir.

1480 yılındaki Rodos kuşatmasında iyice geliştirilen bu Osmanlı roketi, birçok buluş gibi maalesef Avrupalılara mal edilmiştir.

h1

Kitap

Kasım 28, 2006

passion for books

Kitap; ışığa kapalı binaların gölgelerinde üşüyen bizlere, sımsıcak dünyasını açan vefalı bir dost… Gecenin ilerlemiş bir saatinde kapısını çalmamızdan rahatsız olmayan, kendisine sırt dönüp ayrılmamıza kırılmayan ve gönül koymayan bir arkadaş… Vermeyi çok seven, minnet etmeyen ve vermiş olmanın pişkinliğiyle şımarmayan bir yoldaş…

Yeryüzünün en kuvvetli silahı artık ne tank, ne tüfek, ne cop, ne makineli tüfek, ne siyasi iktidar, ne de sermayedir. Bütün bunların sindiremeyeceği tersine onların hepsini birden sindiren kitaptır.

Doğrusu, kitaba ve okumaya dair söylenecek çok şey var. Ancak ne söylenirse söylensin, hep eksik kalan bir şeyler olacak. Bazı şeyler vardır ki anlatılmaz yaşanır. Kitap böyle bir şey. A. Turan Alkan’ın ifadesiyle “Aşk gibi bir şeydir o.”

Nihat Dağlı

h1

Selimiye Camii’nin Sırları

Kasım 28, 2006

selimiye camii

Osmanlı padişahı ikinci Selim (1524-1574) adına Türk mimarisinin ölümsüz dehası Mimar Sinan tarafından altı yılda bitirilen ve kendisinin “ustalık eserim” diye iftihar ettiği Selimiye Camii bir çok manevi vasıfları sembolize etmektedir.

Camii’nin, tek bir büyük kubbesi (43.28 m. yüksekliğinde ve 31.28 m. çapında) oluşu Allah’ın birliğini…

Pencerelerinin beş kademeli oluşunun İslam’ın beş şartını…

Bütün pencerelerinin 99 tane oluşunun Cenab-ı Hakk’ın 99 ismini…

Vaaz kürsülerinin 4 tane olması 4 hak mezhebi…
 
Mabedin bütün külliyesinde 32 kapının oluşunun İslam’ın 32 farzını…

Arka minarelerinde 6 yolun olmasının imanın 6 şartını…

Camii’nin minarelerinde 12 şerefenin olmasının da yaptıran padişahın Osmanlı Devleti’nin 12. padişahı olduğunu göstermektedir.

h1

Matematik Kelimesi Nerden Çıktı?

Kasım 28, 2006

matematik kelimesi nerden çıktı

Bir rivayete göre, bundan çok uzun yıllar önce Doğu’nun ünlü sayı bilimcileri Olimpus Dağı’na Batı’nın bilginleri ile yarışmaya gitmişler. Yapılan bütün yarışmalar sonunda iki tarafta birbirlerine üstünlük sağlayamamış ve neticeyi belirlemek için satranç oynamaya karar vermişler. Satrançta kaybeden Doğu takımı üzgün bir hâlde dağdan aşağıya inerken, dağın eteğinde merakla bekleyen taraftarları:
 
- Ne yaptınız? diye bağırmışlar. Yenildik demeyi gururlarına yediremeyen bilginler bu soruya:
 
-” Mat edemedik! diye cevap vermişler.
 
Bunu ” ma-te-ma-tik” şeklinde duyan halk ise, o günden beridir, sayılarla uğraşan bilginlerin matematik yaptığına inanır olmuşlar..

h1

Ben Üç Deyince

Kasım 28, 2006

ben üç deyince

h1

İçimden Geldiği Gibi

Kasım 27, 2006

içimden geldiği gibi

h1

Taşları Yemek Yasak

Kasım 27, 2006

taşları yemek yasak

Ormanın derinliklerinde yürümekte olan avcı ağaçlardan biri üzerinde bir levha görmüş. Levhanın üzerinde şu sözler yazılıymış: Taş Yemek Yasaktır. Bu anlaşılmadık uyarı karşısında avcı meraka kapılmış. Levhanın asılı olduğu ağacın yönündeki ayak izlerini takip etmeye başlamış ve izlediği yol onu bir mağaraya götürmüş. Mağaranın ağzında bir derviş oturmaktaymış ve avcı yeterince yaklaştığında konuşmaya başlamış:

“Zihnine takılan soruyu biliyorum. Şimdiye kadar taşları yemeyi yasaklayan bir uyarı levhası hiç görmedin, çünkü insanların taş yemeye zaten ihtiyaçları yok. İnsanları zaten yapmaya eğilimleri olmayan bir konuda uyarmak niye? İnsanlar arasında taş yeme adeti yoktur, onlara yapmayacakları şeyi yapma demenin ne anlamı var?

Ancak şuna dikkat et: İnsanlar arasında adet haline gelmiş öyle davranışlar, öyle alışkanlıklar vardır ki, bunlar insan için tıpkı taş yemek gibidir. Eğer zararı bakımından düşünürsen taş yemekten çok daha büyük tahribat yapan işlerdir bunlar. Bunlar taş yemek kadar budalaca, insanın öz niteliklerine yabancı tutum ve davranışlardır. Eğer insanlar acınacak haldeyse, insanlar arasında zulüm, haksızlık, merhametsizlik, yozlaşma ve ihanet hüküm sürüyorsa bunun sebebi insanların sanki taş yermişçesine yedikleri bunca nesneden, taş yemeye mümasil tavırlarından doğmaktadır.

Senin levhayı gördüğün yerde bir pınar olmuş olsaydı ve ben oraya su zehirlidir yazmış olsaydım sen bunu manalı bir söz sayacak, yerinde bir uyarı kabul edecektin. Büyük bir ihtimalle de benim ayak izlerimi takip edip buraya gelmeyecektin. Çünkü yasaklanan şey senin aklına uygun gelecekti. Gerçekte suyun zehirli olduğunu yazan insanın emrine uymuş olacaktın. Kendi aklına uyduğunu sanarak benim keyfime uygun davranmış olacaktın. Ama orada taş yemeyi yasaklayan bir levha gördün ve acaba bunun hikmeti nedir diye kendine bir yol açtın. Ben de sana insanların gerçekte yaptıkları birçok işte taş yemeye benzer davranışlar gösterdiğini ve aslına bakılırsa taş yediklerini söyledim. Eğer söylediklerimi anladıysan aramızda hakikatin bir parçası tecelli etti.

İşte Allah’ın insanlar için gönderdiği emir ve nehiyler böyledir. İnsan ancak bu emir ve nehiylerle hakikatin nasıl tecelli edebileceğini öğrenebilir. Eğer Allah’ın emrettiği ve yasakladığı şeylerle ilk karşılaşan insan bunu tabii karşılarsa, aklına uygun bulursa bu emir ve nehiylerden hiçbir şey öğrenemez. Ama bazı izleri takip edip bu emir ve nehiylerin nelere tekabül ettiğini öğrenebilirse hakikate varabilir.

İnsanın taş yemeye ihtiyacı yok diyorsun. Öyleyse şunu düşün: İnsanın ihtiyacı olandan fazlasının elinde tutması kendisi için taş gibidir. Bu yalnız mallar, servet, güç gibi nesnelerde geçerli değil. Merhamet, şefkat, tevazu gibi şeyler için de böyle. Bilgi için de böyle. Eğer herhangi bir şey insanların istifadesine açıksa ancak istifade edildiği kadar o “şey” olur, o şeyden istifade edilmezse artık o taştır ve gerçekten onu istifadeye konu etmeksizin kullananlar taş yemiş olurlar. Sana yaramıyorsa bırak başkasına yarasın. Sana yaramadığı halde sende olan hem senin hem başkasının aleyhinedir. Taşları yeme, taşları yemek yasak.”

İsmet Özel

h1

Thank You

Kasım 27, 2006

thank you

h1

Nobel Üzerine

Kasım 27, 2006

nobel üzerine

Nobel uzun süre ‘antikomünist’ yazarlara verilmiştir, şimdi artık ‘ülkesini kötüleyen ve Batı’ya biat eden geri kalmış ülke yazarlarına’ veriliyor. Örneğin, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük on şairinden biri olan Louis Aragon, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük on romancısından biri olan Andre Malraux bu ödülü alamamışlardır. Proust’a da verilmemiştir bu ödül, Joyce’a da, Tolstoy’a da..

Nitekim Sayın Oktay Sinanoğlu’na onlarca buluşuna, 50 yıldır çözülemeyen matematik problemini çözmüş olması ve Nobel Akademisi’nin isteği üzerine Nobel’e defalarca aday gösterilmesine rağmen niye ona Nobel’in kokusu bile koklatılmadı. Çünkü Sinanoğlu, “Türkler Amerikalılardan akıllıdır” diyor ve bunu ispat da ediyordu. Sen Türkler şöyle iyidir. Böyle iyidir, şu kadar akıllıdır dersen elbette Nobel alamazsın amma, “Türkler katildir!” dersen çarklar tıkır tıkır çalışır, Nobel’in milyon dolarlık mangırını cebine koyuverirsin…

h1

İsveç, Demokrasi ve İnsan Hakları

Kasım 27, 2006

isveç

İsveçli bir araştırmacı, belli kriterler esas alınarak 1936 – 1976 yılları arasında İsveç vatandaşı tam 63 bin kadının kısırlaştırma operasyonundan geçirildiğini ortaya çıkardı.

Bütün dünyaya insan hakları, özgürlük, eşitlik vs. dersi vermeye kalkan İsveç’teki bu uygulama dünyada büyük tepkilere neden oldu.

Sosyal bakımdan “uygun olmayan” kategorinse giren ve kısırlaştırılan kadınların ise, genellikle hapisten çıkan bayanlar, öğrenme güçlüğü olanlar, akıl hastalığı problemi olanlar, fakirler, epilepsi hastaları, alkolikler ve karışık ırk yapısına sahip olanlar olduğu açıklandı.

İsveç hükümetinin gizli tutmaya çalıştığı Nazi dönemi uygulamalarını andıran ve 40 yıl boyunca uygulanan bu kısırlaştırma operasyonu ortaya çıkınca hükümet zorla kısırlaştırılan binlerce kadının her birine 21 bin dolar tazminat ödemeye hazır olduğunu açıkladı.

Meselenin tuhaf tarafı, İsveç Başbakanı ülkesinde bütün bunlar yaşanırken bir taraftan da halkına çocuk yapın çağrısında bulunuyordu.

Kucağında yeni doğmuş bir bebekle gazetelere poz veren İsveç Başbakanı Goran Persson, krallığındaki doğum oranlarındaki son durumun gelecekteki İsveç toplumu için demografik bir krizin habercisi olduğunu belirtiyor.

Persson “İsveçliler şimdi eğitim ve kariyeri tercih ediyorlar bu kanuni hakları; ama kuşakların yenilenmesini sağlamak için yılda en az 123 bin doğum gerekiyor. Oysa istatistiklere göre yıllık 34 bin doğum kaydediliyor.” diyor.

h1

Dostluk Üzerine

Kasım 27, 2006

dostluk üzerine

* Yanında çekinmeden rahatlıkla yüksek sesle düşünebileceğin gerçek dostlar edin. Böyle bir dostun tarifide; iki vücutta yaşayan bir ruh iki ruhta yaşayan bir vücuttur. Ve böyle dostluklar da verdiklerini unutup aldıklarını hatırlayarak oluşur.

* Dostunun kamburunu hoş gör ki, o da senin sivilcelerini görmezden gelsin.

* Gerçek dostluk zor ve sıkıntılı zamanda belli olur. Dostların hastalandıkları zaman ziyaret etmeyi sakın ihmal etme. Çünkü unutulmak yarı ölümdür. Onları daha yaşarken ölüme mahkum etme.

* Dostun olsun istiyorsan, dost ol.

* İyi ve güzel insanlarla birlikte ol ki, adın onlarla birlikte anılsın ve korunasın. Unutma, yalnız başına bir diken, imha edilir iken gül ile birlikte olunca devamlı sulanır, bakılır ve korunur.

* Dostluğun sinerjisinden yararlan. Her zaman dayanışma içinde olabileceğin dostlar edin. Çünkü eller çok olunca yükler hafifleşir.

* Dost ve arkadaşının ayıplarını görünce ihtar edenlerden ol, ifşa edenlerden değil…

* Dostuna da düşmanına da yardım elini uzat. Çünkü o zaman, dostunla daha yakın, daha samimi bir dost, düşmanınla da dost olursun.

* Sendeki en iyi yönleri ortaya çıkartabilecek dostlar edin.

* Kendine dost ol ki, herkese de dost olasın.

* Sen gerçeği duymak istemez, karşındaki de yalana hazır olduğu müddetçe o birlikteliğin adı hiçbir zaman dostluk olmaz.

* Ve son olarak Tagore’nin dediği gibi zor olan bir dost uğruna ölebilmek değil, uğruna ölünebilecek bir dost bulmaktır.

h1

Hatırlatma

Kasım 27, 2006

hatırlatma

h1

Yürüyen Balık

Kasım 25, 2006

yürüyen balık

Kırmızı dudaklı yarasa balığı dört yüzgecinin üzerinde yürüyen tek balıktır. Yürümek için tasarlanmış yüzgeçleri, tuhaf görünüşlü burnu ve büyük kırmızı dudakları ile balığın son derece ilginç bir görünümü vardır. Yarasa balıklarının kumun üzerinde bir insanın yürümesi gibi dolaşabilmelerini sağlayan organları göğüs yüzgeçleridir. Bu yüzgeçlerini kullanarak yarasa balıkları okyanus zemininde rahatça ayakta durabilir ve yüzgeç uçlarının üzerinde yürürler. Fener balıklarında olduğu gibi yarasa balıklarının da burunlarının altında, diğer balıkları kandırmak için olta olarak kullandıkları küçük deri parçaları vardır. Yarasa balıkları etçil hayvanlardır. Bu oltayı kullanarak diğer balıkları, yengeçleri, kurtçukları ve deniz taraklarını yerler.

h1

Sevmek

Kasım 25, 2006

sevmek

Sevmek
Güzel meslek
Ama zor
Can dayanıyor
Dayanmasına
Ama yürek
Gitti gidecek

Bedri Rahmi Eyüboğlu