Archive for Ocak, 2007

h1

Love is

Ocak 4, 2007

love is

Say it’s a river circles the Earth
Beam of light shining to the edge of the universe
It conquers all, it changes everything
They say it’s a blessing, they say it’s a gift
They say it’s a miracle and I believe that it is
It conquers all, but it’s a mystery

Love breaks your heart
Love takes no less than everything
Love makes it hard
And it fades away so easily

In this world we created, in this place that we live
In the blink of an eye, babe, the darkness slips in
Love lights the world
Unites the lovers for eternity…

Love breaks the chain
Love aches for every one of us
Love takes the tears and the pain
And then turns it into the beauty that remains

Look at this place, it was paradise
But now it’s dying
I’ll pray for love
I’ll take my chances, that it’s not too late

Love breaks your heart
Love takes no less than everything
Love makes it hard
And it fades away so easily
Love breaks the chain
Love aches for every one of us
Love takes the tears and the pain
And it turns it into the beauty that remains…

Vanessa Williams & Brian Mcknight

h1

Yabancı Dili Nasıl Öğrendiler? - 2

Ocak 4, 2007

yabancı dili nasıl öğrendiler

İspanya’ya, Real Sociedad takımına transfer olma konusu çıktığında hemen İspanyolca öğreten bir kitap aldım ve kitaptan çalışmaya başladım. Kelimelerle başladım, boş zamanlarımda çalıştım.

İspanya’ya gitmeden 3 ay kadar önce evimde başlamış oldum. 6-7 ay oldu ve İspanyolcam insanları anlayacak kadar. Bana yetiyor şu anda. Yazı değil de, daha çok konuşmamı ilerlettim.

Benim için işin en zor tarafı daha önce hiç yabancı dil bilmememdi. İspanyolca’yı sürekli dinliyorum arasından kelimeleri seçmeye çalışıyorum.

Yabancı dil öğrenmek isteyenlere bol bol çalışmalarını öneriyorum, dil öğrenmek zor bir şey değil.

Nihat Kahveci – Futbolcu

***

Kura ile girdiğim devlet okulunda Almanca görmüştüm ama hiçbir zaman bu dile ısınmadım. En kaliteli Almanca aksanının bile mümkünse almayayım. İngilizce’yi kendim öğrenmek istedim.4-5 laboratuvar bitirdim, bol bol kitap okudum. Kasetleri dileyerek çalıştım.

Yani hem okuyarak hem dinleyerek İngilizce’yi çalıştım. Beynimi boşaltmama yardımcı oluyordu, çevrem şaşırıyordu. Kendi alanım dışında beni rehabilite eden eğlendiren bir uğraş oldu.

Yurtdışı ilişkilerinden dolayı yabancı müzik adamlarıyla çalıştığımda da dilimi geliştirme fırsatım oldu. Londra’ya gidip gelmelerimde pratik yapma fırsatı buldum. Durmadan BBc gibi TV kanallarını açık bırakarak kulak dolgunluğu oluştururum.

Son derece sistematik gramer İngilizce’sine sahibim. Hiç hocasız tek başıma yaptım. Evde kendi kendime öğrenmemden dolayı kitap İngilizce’sine sahip olduğumu söylüyorlar fazla düzgün bir İngilizcem oluverdi.

Okuma ve yazma yönüm çok güçlü fakat okumam konuşmamdan daha iyi. Fazla asil konuşuyorum bazılarına özenti gibi geliyor. Ama dil en çok konuşmak ile gelişir. Ben de sokak dili denilen günlük İngilizce’yi şimdi pratik yaparak öğrenmek istiyorum.

Sezen Aksu

Ece Vahapoğlu - Yabancı Dil Öğrenme Yolları

h1

Türkiye’de Sinema Dergilerinin Serüveni

Ocak 4, 2007

türkiye'de sinema dergileri

* Bilinen ilk sinema dergisi, Şehzadebaşı Müdafaa-i Milliye Sineması’nca çıkarılan 1914 tarihli Sinema Gazetesi.

* Cumhuriyet döneminin ilk sinema dergisi Sinema Postası.

* Kemal Bey’in 1924′te çıkardığı Sinema Yıldızı, sinema için ilk kez ‘yedinci sanat’ diyor.

* 1926′da E. Kemal’in çıkardığı Film Mecmuası’ndaki “Taşradaki Sinema Faaliyetleri” röportajı, Türk sinema basınında yayınlanan ilk röportaj.

* İlk dönemde en yüksek tiraja ulaşan dergi Piyer Sarıyan’ın aynı yıl çıkardığı Artistik-Sine.

h1

More Than Words

Ocak 4, 2007

more than words

Saying I love you
Is not the words I want to hear from you
It’s not that I want you
Not to say, but if you only knew
How easy it would be to show me how you feel
More than words is all you have to do to make it real
Then you wouldn’t have to say that you love me
Cause I’d already know
What would you do if my heart was torn in two
More than words to show you feel
That your love for me is real
What would you say if I took those words away
Then you couldn’t make things new
Just by saying I love you
More than words

Now that I’ve tried to talk to you and make you understand
All you have to do is close your eyes
And just reach out your hands and touch me
Hold me close don’t ever let me go
More than words is all I ever needed you to show
Then you wouldn’t have to say that you love me
Cause I’d already know
What would you do if my heart was torn in two
More than words to show you feel
That your love for me is real
What would you say if I took those words away
Then you couldn’t make things new
Just by saying I love you
More than words
More than words
More than words
More than words

Extreme

h1

Yabancı Dili Nasıl Öğrendiler? - 1

Ocak 3, 2007

yabancı dili nasıl öğrendiler?

Ben lisan öğrenmek için AFS isimli burs ile 1981’de Amerika’ya gittim. Burada ciddi bir dil eğitimi sırasında –belki kültürümüzün utangaçlığı ile- teoriyi öğrensem de pratiğe bir türlü geçemedim.

Bir gün kaldığımız okulun banyosunda sabah erken bir saatte yüzümü yıkadım ve saatimi aynanın yanında unuttum. Muslukların başından ayrılışımdan 3 dakika sonra başımdan aşağı kaynar sular indi! Babamın bana yola çıkarken hediye ettiği kendi saatini aynanın önünde unuttuğumu anladım.

Banyoya büyük bir hızla döndüm ama saat gitmişti. Artık bende İngilizce konuşuyordum. Hemde büyük bir hızla. Saatimi bulacağım diye, herkesle İngilizce konuştum. Anladılar mı pek bilmiyorum!

Birkaç dakika sonra, hocalardan birinin saati bulduğu ve sakladığı müjdesini aldım. Artık hem saatimi bulmuştum, hem de İngilizce konuşuyordum.

O günden sonra hiç çekinmedim. Yanlış yapmanın, yeni öğrendiğimiz bir dili kullanarak yeni insanlarla kaynaşabilmemizdeki avantajını hep büyük bir nimet olarak algıladım.

Adnan AKDEMİR

AFM Sinemaları Yönetim Kurulu Başkanı

***

İngilizce öğrenmeye 11 yaşında (sene 1969) annemin bana temel dilbilgisi ve temel kelimeleri öğretmesi ile başladım. İlkokulu bitirdikten sonra babamın görevi icabı yurt dışına tayini ile Yeni Zelanda’da bir devlet ortaokulu’na başladım.

İlk üç ayda konuşulanları rahatlıkla anlamaya ve 5 ay içinde akıcı bir şekilde konuşmaya başladım. Benim için en önemli öğrenme unsurları:

— Düzenli olarak dilbilgisi ve kelime çalışması yapmak ve tekrarlamak,
— İngilizce TV kanallarını bolca seyretmek,
— İngilizcenin kullanıldığı ortam içinde bulunmak,
— İngilizce hikaye kitabı okumak,
— Anlamadığım kelimeleri sözlükten bakmak oldu.

Yabancı bir dili öğrenmek, o dile hakim olmanın sadece ilk adımı ve başlangıcıdır. İngilizce gibi çok zengin olan bir dil, ancak sürekli olarak okundukça, konuştukça ve dinledikçe gelişir. İstanbul’da İngiliz Erkek Lisesi, Amerika’da Clark Üniversitesi ve Londra’da çalışma hayatımda İngilizcemi geliştirmeye devam ettim.

Hata yapmaktan korkmadan lisanı kullanmanın ve yapılan hataları zaman içinde düzeltmenin gelişim sürecinin önemli bir parçası olduğuna inanıyorum. Bir dili ancak kafanızda yaşadıkça daha iyiye doğru götürebilirsiniz. Yaşamda amacımızda zaten bu olmalıdır.

Dil öğrenmenin sonu yoktur. Öğrenmek ise bir bireyin gelişiminin en önemli unsurudur.

Ali MİDİLLİLİ

GYIAD Eski Başkanı ve Yüksek İstişare Kurulu Başkanı

Ece Vahapoğlu - Yabancı Dil Öğrenme Yolları

h1

ABD Ortağını Neden Darağacına Gönderdi?

Ocak 3, 2007

ortak

Bu satırları kaleme alan Ordinaryüs Profesör Dr. Richard Falk, dünyaca ünlü uluslararası ilişkiler hocasıdır.

******

Saddam Hüseyin’in siyasi kariyerinin katı acımasızlığı açısından baktığımda hayatının sonuna gelmiş olan bir adam için asla en ufak bir sempati bile duymuyorum. Sadece Saddam Hüseyin’in hac ibadetinin yapıldığı bir esnada infaz edilmesi değil aynı zamanda Müslüman bir liderin Kurban Bayramı arifesinde asılmasına karşı gösterilen katı duyarsızlık da uygunsuzdur.

Iraklı bir siyasi analistin de dediği gibi: “İnfazın Kurban Bayramı sonuna kadar ertelenmemesi için hiçbir makul neden yoktu. Bu durum Iraklı Sünniler tarafından Şia hükümetinin kendilerini küçük düşürmek için yapılanların bir başka örneği olarak görülecektir.” Fakat Şii liderler bu intikam anını niçin kendileri de İslam inancının yoğun bir şekilde yaşandığı bu dönemin sonuna kadar ertelemeyi istemesinler ki? Saddam, yıllarca süren Şiilere yönelik acımasız katliamların sorumlusu olduğu doğrudur. Bu durum, Necef’teki bazı liderlerin infazı bu kutlu dönemde “Allah’ın bir hediyesi” olarak izah etmelerini muhtemelen izah etmektedir.

Bir başka yaklaşım Amerikan zaviyesinden durumun değerlendirilmesidir. İngilizlerin uluslararası ilişkiler konusunda uzman kuruluşu olan Chatham House’da Irak konusuyla ilgili uzman olan Reme Allaf, Irak hükümetinin bağımsızlıktan yoksun olduğunu not etmekte ve hukukî yaklaşımdaki garipliği yönetimin “Amerikan gündemini takip etme” ihtiyacının bir sonucu olarak izah etmektedir. “Bu daha hassas bir zamanlama düşüncesine yol açmaktadır. Her şeyin ötesinde, Bush’un başkanlığında sürdürülen Amerika’nın Irak politikası Amerikan halkı arasında artan bir şekilde popülaritesini kaybetmiştir ve yalnızca halkın %20’sinin desteğini alabilmektedir. Bu yalın siyasi gerçeğe rağmen Irak’ta artan şiddet ve kayıplardaki yükseliş karşısında bile Bush yönetimindeki Beyaz Saray Irak’ta, tarafsız Baker-Hamilton Irak Çalışma Grubu’nun geçenlerde tavsiye ettiği gibi ve Amerikan ara seçimlerinin sonucunun da bir gereği olarak sınırlı düzeyde de olsa herhangi bir tavır değişikliği işareti vermemektedir.

Bu açıdan bakıldığında infazın zamanlaması daha iyi anlaşılabilir. Bush her ne pahasına olursa olsun savaşı sürdürmeye kararlı gözüküyor, hatta şimdi Irak’ta cephede bulunan Amerikan birliklerinin sayılarını daha da arttırmaya karar vermiş gibi görünüyor. Aynı zamanda da kendisine düşman bir Amerikan kamuoyu ve artık Irak konusunda başkana muhalefet etmekle kazanç sağlayacak olan Demokratların kontrol ettiği Kongre ile karşı karşıya bulunmaktadır. Bu muhtemel muhalefet ateşiyle başedebilmek için Saddam Hüseyin’in daha sonra değil de 2006 yılının sonunda infazı iki önemli amacı gerçekleştirmiştir: Bush’un eski Irak liderini ölüme göndermenin Irak’taki demokrasi yolunda bir başka kilometre taşı olduğunu ve başarısızmış gibi görünse de Irak politikasının aslında başarılı olduğunu iddia etmesine imkan tanımıştır. “Zafer” için bütün ihtiyaç duyulan şey daha fazla ABD birliği ile Amerikalıların daha sabırlı olmasıdır. Bunun da ötesinde infazın bu sıralarda gerçekleştirilmesi mahcubiyete yol açacak istatistikleri dikkatlerden kaçırmaktadır. Irak’ta öldürülen Amerikan askerlerinin sayısı 3.000 sınırını aşmıştır ki, bu sayı gerçekten de Bush’un görmezden gelmeyi tercih ettiği ve doğrudan “mağlubiyete” işaret eden bir kilometre taşıdır.

ABD’nin kirli çamaşırları ve idam

Sanırım Saddam Hüseyin’in yargılanması, mahkumiyeti ve infazı ile ilgili hikâyenin tamamı anlatıldığında bunun sadece Amerikan malı bir hikâye olduğu görülecektir. Her aşaması hatalı olan bu adli süreçte Saddam Hüseyin’in sanık olarak bulunuşunu Irak politikasına Amerikan desteğini revize etmek için kullanma çabası, adaleti tesis etmek adına hukukun korkunç bir şekilde çarpıtılmasını da izah etmektedir. Yılbaşı tatilini geçirdiği Crawford, Texas’taki çiftliğinden aktarıldığına göre Başkan Bush’un infaza tepkisi Orwell’in retoriğini abartılı bir şekilde gerçekleştiren son derece ironik bir tepkiydi. Bush, Saddam’ın infazını “Onun zalim rejiminin mazlumlardan esirgediği türden bir adalet” olarak övdü. “Adil bir yargılanma Saddam Hüseyin’in baskıcı yönetiminde hayal bile edilemezdi. Bu Irak halkının onlarca yıl süren baskılardan sonra ileri gitme kararlılığının bir ifadesidir, Saddam Hüseyin adil bir mahkemede yargılandı. Bu, Irak halkının hukukun hakim olduğu bir toplum oluşturma konusundaki kararlılığı olmaksızın mümkün olamazdı.” Saddam Hüseyin’in yargılanması hem Irak hem de dünya için olumlu bir deneyim olabilirdi ve olmalıydı da; fakat böyle bir sonuca ulaşmak için başından sonuna kadar bağımsız ve uluslararası desteğe muhtaçtı. Uluslararası Adalet Mahkemesi’nin statüsü altında mümkün olmayan ve demokratik ülkeler tarafından artan bir şekilde terk edilmekte olan ölüm cezasının uygulanmasından sakınılması gerekirdi.

Fakat daha da önemlisi, mahkeme ve cezalandırma sadece 1982′de Bağdat rejimine yönelik başarısız bir darbe girişiminin ardından toplu bir cezalandırma olarak 148 Iraklının öldürüldüğü Duceyl kasabasındaki tek bir hadiseye yoğunlaşmak yerine Saddam Hüseyin’in işlediği bütün suçları bir arada değerlendirmeliydi. Mahkemede dikkate alınmayan daha ciddi suçlar arasında 1980′lerin sonlarında Kuzey Irak’taki Anfal’a yapılan askerî müdahalede çoğunluğu kimyasal silahlarla olmak üzere 180.000 Kürt’ün öldürülmesi, 1991′deki Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra güneydeki ‘bataklık Arapları’na yönelik soykırım politikaları, 1980′lerdeki her iki taraftan bir milyonun üzerinde hayata mal olan İran’a yönelik saldırı savaşı ve bütün yönetimi boyunca siyasi muhaliflere yönelik yaygın işkence ve öldürme hadiseleri. Kürtlerle ilgili olduğu söylenen mahkemeler ayrıca sürdürülecek gibi görünüyor, fakat baş zanlı Saddam Hüseyin olmadan yapılacak muhakeme Danimarka prensi olmadan oynanan Hamlet’e benzeyecektir! Nuremberg Mahkemesi’nin de gösterdiği gibi bu tür yargılama süreçlerinin asıl yapması gereken şey, artık iktidardan uzaklaştırılmış olan liderlerin cezalandırılması değil, fakat suçlanan kişilerin yaptıkları korkunç hataları göstermek ve bunu zafer kazananların süreç boyunca ortaya koyduğu adalet ile mukayese etmek suretiyle siyasi eğitim yapmaktır.

Saddam’ı ABD büyüttü

Yeniden, rejiminin en kötü suçları dikkate alınmadan önce bu baş sanığın infazıyla sonuçlanan bu kestirme ve hiçbir işe yaramayan yaklaşımın niçin kullanıldığını sormamız gerekir. İnandırıcı tek izah bu tür bir yaklaşımın işgalci gücün ihtiyaçlarına uygun düşmesidir. Saddam Hüseyin’in suçlarının tam olarak ifşası Amerika’nın suç ortaklığını açık bir şekilde ortaya çıkaracaktı. Irak, dini liderlerin yargılanması ve idamı dahil Baasçıların en berbat aşırılıklarının gerçekleştiği 1980′lerde Amerika’nın stratejik bir ortağıydı. 1980′de Ayetullah Humeyni’nin İran’ına karşı saldırıyı teşvik eden Birleşik Devletler’di. Kürtlere karşı kullanılan kimyasal silahların çoğunu temin eden yine Birleşik Devletler’di ve daha sonra da bu sarsıcı hadiselerin akabinde Bağdat’ın kınanmasına mani olmak için diplomatik nüfuzunu kullanmıştı. Ve daha sonra 1991′de Kuzey’deki Kürtlerin ve bataklık Araplarının kanlı bir şekilde bastırılmasına izin veren de yine Birleşik Devletler’di. Geçmişe ait bu gerçekler bu dönemde bu gibi yardımlar almış olan Saddam Hüseyin’in uygun bir şekilde muhakeme edilmesinin siyasi açıdan mümkün olmadığını açık bir şekilde gösterdiği gibi Saddam Hüseyin’in işlediği suçların tamamından yargılanacağı bir ortamın oluşturulması da siyasi açıdan kabul edilebilir değildir. Dolayısıyla tamamen Irak’ın kendi dahili gerçeklerinin sonucunda ortaya çıkan bir hadise olan ve Saddam Hüseyin’in idamı için bahane teşkil edecek olan Duceyl üzerine yapılacak bir yargılama en makul çözümdü. Böylece bu diktatörün gerçek bir hukuk mahkemesinde usulüne uygun bir şekilde yargılanarak hikâyesinin uygunsuz kısımlarının ortaya çıkmasından ebedi olarak kurtulmak mümkün olabilecekti.

Hukukun üstünlüğü ve Irak demokrasisi için bir kilometre taşı olmaktan ziyade, Saddam’ın yargılanması ve idamı esas cezalandırılması gerekenleri perdeleyen kinci adaletin bayrağını daha da yükseğe taşımaktadır. Onun Iraklıları birbirlerine karşı hatta işgalcilere karşı olan nefretten vazgeçmeye çağıran veda sözleri, kendince birtakım nedenleri olsa bile, hayranlığa yol açan bir moral hissiyatı ifade etmektedir. Bütün bu hukukî dramanın dikkate değer bir yönü de en azından bu seferinde Saddam Hüseyin’in ahlakî sorumluluğunun olmayışıdır.

Ord. Prof. Dr. Richard Falk

h1

Haçan

Ocak 3, 2007

haçan