Archive for 11 Mar 2007

h1

Sad Eyes

Mart 11, 2007

sad eyes

Sudden start
Things are slow
You’re watching all these speeding cars
Moving like you wish you could
But oh, it’s too bad
Cos they drove away your happiness and good times

But I’m gonna get you into the light
And I’m gonna find a way that is right
And I’m gonna get you into the light
Make it okay

Sad eyes
You are the only one whose blue skies are grey
So don’t cry
You’ll be the only one to make them go away

You’re so young
And so bored
You are staying now till late cos he was what your husband hated
But oh, it’s too bad
Cos he has stolen now all your happiness and good times

But I’m gonna get you into the light
And I’m gonna find a way that is right
And I’m gonna get you into the light
Make it okay

Sad eyes
You are the only one whose blue skies are grey
So don’t cry
You’ll be the only one to make them go away
Yeah you could make them go away

Took a lot of tears
But oh, you had to find those
Sympathetic years
The ones you left behind him

Took a lot of tears
But oh, you had to find those
Sympathetic years
The ones you left behind him
I’m gonna get you into the light
And I’m gonna find a way that is right
And I’m gonna get you into the light
And make it okay

Sad eyes
You are the only one whose blue skies are grey
So don’t cry
You’ll be the only one to make them go away

Sad eyes
You are the only one whose blue skies are grey
So don’t cry
You’ll be the only one to make them go away

Things are gonna go your way
Yeah they’re gonna go your way
All about to go your way…

Josh Rouse

h1

Sevmek

Mart 11, 2007

sevmek

İnsanın kendini bir başkasına, bir işe veya herhangi bir şeye yürekten verebilmesi, ona yoğunlaşabilmesi için mutlaka yalnızlıktan geçmesi gerek. Bir nesne’de eriyebildiğimiz ölçüde özne’liğimizin hakkını verebiliriz.

Oysa bugün yalnız kaldığında kendimizden uzaklaşıyor, hep başkalarına konuşarak varolduğumuzu kanıtlamaya çalışıyoruz. Yüksek ses: En çok kutsadığımız. Bu kalabalık ve patırtı arasında umulmadık bir yalnızlık çekmeye başlarsınız. Birbirine dönük yüzlerin görüş alanının ne kadar dar olduğunu fark edersiniz ansızın. Sesleri birbirine karışır, geçirgenliğini yitirirler bir süre sonra.

Çünkü kendin için konuşmak odur ki, başkalarını dinlemez hale gelirsin giderek. Yalnızlaşırsın. Kalabalıkların ortasında. İri puntolu harflerine, gür sesine rağmen…

Kâinata yayıldıkça, kalp genişler, ferahlaşır. Başkaları için bir şeyler yapma arzusu yüreğinizden taşar, yayılır giderek. Kendiliğinden. Başkalarına bir şeyler vermekten kaynaklanan o beklentisiz mutlulukla kuşanırsınız. Ve bu mutlulukta asla yalnız değilsinizdir.

Kendimizi verdikçe hep ilk kez severiz. Çok yeni olur böyle sevmek. Bazen de çok eski. Hatırlamakla yeniden öğrenmiş olur, en başından başlarız sevgilere. Büyük harfli sevgiye.

Bir şeyi salt kendiniz için değil, o şeyin kendisi için sevmek gibidir bu. Bir ucu daima yukarıya, ilahi kaynağına bağlı olan sevgiye yaklaşmışsınızdır. Artık sevmek için tek kişi olmak size yeter de artar bile. Sevginizle hem nesne hem özne olduğunuzu hissedersiniz. Yalınayak ıslak çimlere basmış gibi ürperirsiniz bir an ve sonra sabah alacasında o serin yeşillik sizi kuşatır, kendine çeker. Şükredersiniz. Tek başına ama yalnız değil.

Sevmek yerine sevilme telaşına kapılanlar, sevilmeyi sevmenin önüne koyup kutsayanlar mutlu olmak için ille bir başkasının onayına muhtaçtırlar. Bu durumda insan yalnız kendi için ister mutluluğu. Vermekten ziyade almayı, karşılık beklemekten ziyade karşılık bulmayı ister. Mutluluk giderek uzak bir aynaya yansıyan kirli sularda kalır. Yalnızlaşırsınız giderek.

Oysa beklentisizce sevmek, vermek, anlamak. Karşılık istemeden sevmek, hiç gelmeyeceğini bildiğin sevgiliyi beklemek. Tarifsiz bir mutluluk verir. Sevgili’de tutar bizi. O’na dair hiçbir şeyin yabancısı olamayız bundan böyle. Yalnızlığın paylaşıldığı an. Tanış oluruz. Uzaktan. Bazen de çok yakından.

Leyla İpekçi

h1

Gökteki Yıldızlar

Mart 11, 2007

gökteki yıldızlar

Mahallenin çocukları
Kafa kafaya vermişler bir gün
İmtihan etmeye kalkmışlar
Sakalı aydede Nasrettin hocayı
Bir soru bulmuşlar zor mu zor
-Hocam demişler, yenisi girince,
Ne yaparlar eski ayları?
Hoca anlamış hemen sorunun sebebini
Demiş: - Sen nereden geliyor sanırsın
Gökteki yıldızları
Kırpar kırpar yıldız yaparlar
Eskiyen ayları.

Musa Güner

İllüstrasyon: Dağıstan Çetinkaya

h1

Hüzün

Mart 11, 2007

hüzün

Güzel şeyler düşünmeme rağmen
Ağlamak geliyor içimden…

Oktay Rıfat

h1

Tren

Mart 11, 2007

tren

Günün ilk ışıkları doğmaya başladı. Gökyüzünün yarısı füme, diğer yarısı kızıl. Füme kısmını hâlâ aydınlatan ay ile ilk ışıklarıyla kızılın her tonunu yeryüzüne saçan güneş, gökyüzünü paylaşıyorlar aynı anda. Mart ayının sabah serinliği kendini hissettirdiğindendir, ceketinin yakalarını yukarı kaldırmış adam, omuzlarını çekmiş, ağzında bitmiş sigaranın izmariti olduğu halde otobüs durağına doğru hızlı hızlı yürüyor. Banu, sevgilisi ile bu sabah yine balkonda oturuyor. Sabah sabah, hem de gün doğarken

Yaşanası dakikaları uyuyarak geçirmek istemiyorlar bilirim… “Geçen yıllar, geçen dakikalardan daha kısa”, bilirler…

Geçen gün babamı hastaneye götürdüğümde Banu’nun solunum yetersizliğinden acilde oksijen veriyorlardı. Yüzbaşı olan sevgilisi, gözleri yaşla dolmuş ama ona sürekli yakışan kasketinin altındaki gözlükleri burnuna düşmüş bir halde, Banu’nun ellerini seviyordu:

“Banu, korkuttun bizi yine.”

Banu başını kaldırıp, sesi titreyen yüzbaşı sevgilsine baktı, gülümsedi sevgiyle…

Kimini ölüm ayırır, kimi bilmez birbirinin değerini!..

“Aslında tren son sürat yol alıyor. Geçtiğimiz duraklar bile hâyâl oluyor. Ara sıra bir tren ters yönden hızla geçiyor ve biz birbirimize el sallıyoruz.”

Nedense yaş otuz beşi geçtikten sonra fark ediliyor trenin hızı! Bu zamana kadar yaşanan tuzsuz peynir kalıpları gibi standart hayatlar geride kalıyor. Çocuklukmuş, okulmuş, kariyermiş, her bir dönem evrimini tamamlıyor, herkesinki gibi!.. Varsa evlilikmiş, dünyaya gelen çocuklarmış ya da bunlar yokmuş… Sonuçta bir varmış, bir yokmuş sanki geride kalan…

“Geçtiğimiz duraklar bile hâyâl oluyor.” Aniden sıkıntı veren bir panik yaşanmaya başlıyor. Hangi değerlerin kıymeti bilinmemiş, kimler gelmiş, kimler geçmiş; sorgulanıyor. İşte bu arada, tam bu arada “bir tren ters yönden hızla geçiyor ve biz birbirimize el sallıyoruz.” Bu, “geçerken uğradım” der gibi hayatımızın birkaç saatini de olsa dolu dolu paylaştığımız tanıdık gelen bir yabancı da olabiliyor, çok uzaklardan gelmiş bir müzik grubu da. Ve biz bu buluşmalarda özlemeyi hatırlıyoruz.

“Biz üst kattaki komşumuzun öldüğünü televizyondan öğrendiğimiz bir şehir hayatında yaşarken, irmik helvasının hâlâ cenaze koktuğu taşralı yıllarımızı” özlüyoruz… Ve o taşrada, çocukların oynadığı toplar hala bahçelere kaçabiliyor… Şehirlilerin belki de çoktan unuttuğu mahalle sıcaklığını yaşayarak, değerlerimizi, klarnet, davul, zurna, def, keman, gadulka, tambura, kemanca, ve bas gitarla buluşturup, blues ile kaynaştırarak müziğin evrenselliğini bizlere sunan dostları daha bir keyifle dinliyoruz. Sülüman Aga’dan Kalinka’ya kadar ya da hayatımızın birkaç saatini de olsa dolu dolu paylaşılan tanıdık gelen yabancıya kadar, kısaca bu “sahi” insanlarda kendimizi buluyoruz.

“Sabah mutfak penceresinden, karşıdaki duvara gölgeleri vurmuş, uçan leylekleri gördüm.” Banu ile yüzbaşı balkonda muhabbetteler. Bahar gelmiş anladım. Biraz acı ama geceler gündüzleri, mevsimler mevsimleri kovalıyor.

“Aslında tren son sürat yol alıyor. Ara sıra bir tren ters yönden hızla geçiyor ve biz birbirimize el sallıyoruz. Ve trenler hep gidiyor…

Not: Yazımda tırnak içinde ve italik geçen cümleler, hızla giden trenin mola verdiği duraklarda birbirimize el salladığımız dostlarıma aittir. Kucak dolusu sevgiler, çok teşekkürler…

Esra GÜVENER

h1

Şimdi Çevre Zamanı

Mart 11, 2007

şimdi çevre zamanı

Muhittin Köroğlu

h1

Sende Mi Brütüs?

Mart 11, 2007

sende mi brütüs