
Mıknatıs
Nisan 30, 2007
Yüreğinizde gerçek dostları çekecek mıknatıs vardır. O mıknatıs düşüncelerinizde ilk önce başkalarının yer almasıdır. Başkaları için yaşamayı öğrendiğinizde onlar da sizin için yaşayacaktır.
Paramahansa Yogananda


Yüreğinizde gerçek dostları çekecek mıknatıs vardır. O mıknatıs düşüncelerinizde ilk önce başkalarının yer almasıdır. Başkaları için yaşamayı öğrendiğinizde onlar da sizin için yaşayacaktır.
Paramahansa Yogananda


Afrika’da aslan avına çıkan iki genç elleri boş dönmüştü. Kendi aralarında başarısız olmalarının nedenini tartışıyorlardı. Onların tartışmaların kulak misafiri olan yaşlı ve deneyimli bir avcı “Gelin size bu avın püf noktasını öğreteyim” dedi
İki genç önemli bir gizi öğreneceklerini umuyorlardı. Hemen deneyimli avcının karşısına oturup anlattıklarını dikkatle bir biçimde dinlemeye başladılar. Adam da anlatmaya başladı:
“Korunaklı bir yere gizlendikte sonra gece yarısını bekleyeceksiniz. Ortalık zifiri karanlık olunca, karşınızda iki fosforlu göz parlar. İşte o iki gözün tam ortasına nişan alacaksınız.”
Gençlerden biri gülümseyerek, “Sayın ustam” dedi. “O eskidendi. Artık aslanlarda bu yöntemi öğrenmişler. İkişer ikişer dolaşıp birer gözlerini kapatıyorlar.”


Aslâ “son gülen” sen ol(a)mayacaksın. Hep bir sonra’n olacak çünkü!
Dücane Cündioğlu


Geçmişe döndüm…
Yaşayıp – veya yaşadığımı zannedip - “hatıralar” bodrumuna kaldırdığım günlere ve o günlerin geçtiği mekanlara…
İzbe sokaklar, ağır akşamüstleri, yorgun rüzgarlar…
Tozlanmış, solmuş, sessiz ve iğreti…
Yaşanmış günler ve mekanlar…
***
İşte saklambaç oyunlarında bulutları bile çınlattığımız sokak…
Mavi gökyüzünün altında, güneşin sıcaklığında, çığlık çığlığa koşturduğumuz…
Ana kucağım; çocukluk sokağım…
Ama şimdi boş…
Şimdi karanlık…
Şimdi kaskatı…
***
İşte lise…
Şairdim ve şairdik…
Gençtik…
Her şeyden geçtik…
Yürümeyi, bakmayı, yanmayı ve yakmayı öğrendik…
Aşık olduk; vatan kurtardık…
Heyecandık…
Şimdi yıkıldı yıkılacak bir harabe; rüyasını bitirmiş ve ölmeye uyanmış…
***
Ve cadde…
Bir zamanlar yaşadığımız hayatın nabzı gibi atan…
Sonra şehrin “kenar”ında kalan…
Havasını yeni arterlere; yeni alışkanlıklara kaptıran cadde…
Üstünde, kapıları kapalı dükkanlarıyla…
Fırını, berberi, kitapçısı vs…
Şimdi kasvetli…
Şimdi alış-verişsiz…
Sessiz…
***
Geçmişe döndüm…
Yaşadığım… Yaşadığımı zannettiğim mekanlara…
İçim karardı; bunaldım…
Bir zamanlar nasıl yaşamışım…
***
Ve anladım…
Kurumuş bir kabuktan ibaretti dolaştığım dekor…
İçindeki insanlardı “yaşamak”…
Sevdiklerim ve sevemediklerimle…
Sesim, rengim, sevincim ve heyecanım…
İnsanlar…
***
Ve anladım…
Aradığım onlardı…
Onları bulup dolaşmalıydım geçmişi…
Yarınım onlar olmalıydı…
Sevdiklerim ve sevemediklerimle…
Sevgili insanlar…


hani
gidiyorsun ya,
her şey donuyor aniden
üşüyor yüreğim
ellerim buz
ama,
sana KIŞ’sın diyemem..
hani,
bir ses,bir nefes bekliyorum
ne ses,ne nefes gelmiyor ya senden
dökülüyor yüreğimin yaprakları
ama,
sana SONBAHAR’sın da diyemem.. hani,
geliyorsun ya habersiz,aniden
açıyor ruhumun çiçekleri
gökkuşağı geçiyor üzerimden
ama,
sana İLKBAHAR’sin da diyemem..
hani,
aşkın alevi sarıyor ya
yanıyor yüreğim
titriyor bedenim,nöbetlerdeyken
ama,
sana YAZ’sın da diyemem..
sen benim
bilmediğim
görmediğim
tatmadığım
hiç yaşamadığım
beşinci MEVSİM’sin..
Ve…
Çaren yok..
Bir gün mutlaka geleceksin…
Saniye Erol


Şu küçük defterden lütfen bir yaprak koparınız. Bunu elinizde bir topaç gibi yuvarlayınız ve bunu şu toplu iğne üzerine geçirerek iğneyi de şu masada bulunan her hangi bir cisme saplayınız.
Şimdi, her hangi bir rakam söyleyiniz… Yalnız üç basamaklı olursa hesabımız kolaylaşır. (587) emrettiniz… Pekâlâ… Bakınız şurada üç tane ve başka renklerde kartonlarımız var. Siyah… kırmızı, mavi… Bu renklerden hangisini beğeniyorsunuz. (Kırmızı) hoşunuza gitti. Güzel… Bakınız, sizin tarafınızdan toparlanarak ve iğneye sokulan şu kâğıdı iğnesiyle birlikte beğendiğiniz renk üzerine koyalım.
Bir kaç saniye susup bekleyiniz… Lütfen şimdi kâğıdı koyduğunuz, kırmızı kartondan alınız, yavaş ve dikkatle açınız… Bana yardım eden gizli kuvvetler söylemiş olduğunuz numarayı arzu ettiğiniz kırmızı renkli kalemle yazılmış olduğunu göreceksiniz… Nasıl… Fevkalade değil mi?
* * *
Pantolon ve ceketinizin sağ cebinde kalınca bir karton üzerine iki ince lastikle tespit edilmiş bir kâğıt vardır. (Arkadaşınıza vereceğiniz kâğıdın aynı olmalı.) Ve bunun yanında da üç tane küçük boyda renkli kalemler mevcuttur. Renklerin kolaylıkla anlaşılabilmesi için kırmızı kalemin uç tarafında çakı ile bir oluk açmalı. Mavi kalemde bu oluk yan tarafta ve siyah kalemde ise düz kalmalıdır.
Arkadaşınız tarafından sayı ve renk beğenildikten sonra derhal o renkteki kalemi cebinizde bulur ve gerektiği kâğıda yazar, kâğıdı lastikten kopararak mümkün olduğu kadar küçük bir topaç yapar ve sağ elinizin işaret ve orta parmaklar arasına sıkıştırırsınız… Kâğıdın ince saman kâğıdı olması daha uygundur.
Şimdi saman kâğıdı iğneden alıp beğenilen renkteki karton üzerine koyacağınız zaman bu topaçları değiştirir ve yazmış olduğunuz kâğıdın topacını renkli karton üzerine koyarsınız… Yalnız bu esnada uygun sözlerle dostlarınızı meşgul edecek olursanız, işiniz de o derece kolay olacaktır.
Zati Sungur Öğretiyor - Salon Oyun ve Eğlenceleri


Ruhum, şuurum, beynim hassasiyetini kaybetti. Sevgi, merhamet, şefkat benden uzak. Fert olarak mevcut değilim. Istırabım da yok, saadetim de. Sadece insanken ne kadar bahtiyardım. Niçin bu bahtiyarlığı kaybettim?
Vala Nureddin - Bu Dünyadan Nazım Geçti