Archive for 15 Apr 2007

h1

Somebody

Nisan 15, 2007

somebody

I want somebody to share
Share the rest of my life
Share my innermost thoughts
Know my intimate details
Someone who’ll stand by my side
And give me support
And in return
She’ll get my support
She will listen to me
When I want to speak
About the world we live in
And life in general
Though my views may be wrong
They may even be perverted
She’ll hear me out
And won’t easily be converted
To my way of thinking
In fact she’ll often disagree
But at the end of it all
She will understand me
Aaaahhhhh….

I want somebody who cares
For me passionately
With every thoughts
With every breath
Someone who’ll help me see things
In a different lights
All the things I detest
I will almost like
I don’t want to be tied
To anyone’s strings
I’m carefully trying to steer clear of
Those things
But when I’m asleep
I want somebody
Who will put their arms around me
Kiss me tenderly
Though things like this
Make me sick
In a case like this
I’ll get away with it
Aaaahhhhh….

Depeche Mode

h1

Yüzünde Çiçekler Açan Bahar Gözlü Çocuk

Nisan 15, 2007

bahar gözlü çocuk

Güneş doğduğundan beri, bir yere konmayan zıpır kelebek, nihayet yorulduğunu fark etmişti. Birçok dalı olan, çeşit çeşit kuşların kardeşçe yaşadığı kocaman bir ağaç gördü. Ağacın altında, yemyeşil çimenlere uzanmış minik bir çocuk vardı. Oraya gidip gitmemekte kararsızdı. Çünkü insanlar ne zaman bir kelebek görseler hemen peşine düşer ve yoruluncaya kadar kovalarlardı.

Kelebek, ağacın altına geldiğinde çocuğun üzerinde uçuşmaya başladı. Onun minicik burnu, çiçek gibi bir yüzü vardı. Yanakları al aldı. Kelebek onu, kırmızı bir laleye benzetti ve hiç düşünmeden miniğin burnuna kondu. Çocuk, gözlerini açtığında, burnunun tepesinde rengârenk bir şey olduğunu fark etti. Kelebek, bu bahar gözlü çocuğa gülümsedi ve:

- Merhaba, burnuna izinsiz konduğum için özür dilerim, dedi.

- Hoş geldin. Daha önce hiçbir kelebeğe bu kadar yakın olmamıştım.

- Ben de daha önce bir insanın burnuna konmamıştım, dedi kelebek ve gülmeye başladılar.

Kelebek devam etti:

- Ben çiçeklere konarım hep. Çünkü çiçekleri çok severim.

- Ya, ben de çiçekleri çok severim. Ama kelebekleri de severim, dedi bahar gözlü çocuk ve utangaç gülümsedi kelebeğe bakıp.

Kelebek zar gibi kanatlarını çırptı ve incecik sesiyle konuşmaya başladı:

- Havalar çok güzel, artık her yer bahar. Mis kokulu çiçekler açtı, leylekler çoktan geldi. Sahi sen nerede yaşıyorsun?

- Hiç sorma sevgili kelebek. Ben güneşin bile görünmediği, kocaman binaları olan, çiçeklerin, kelebeklerin uğramadığı bir şehirde yaşıyorum, dedi başını öne eğerek.

- Çiçeklerin, kelebeklerin olmadığı yer mi? Ne tuhaf…

Çok şaşırmıştı kelebek.

- Evet, gerçekten çok tuhaf. Mesela, çocuklar oyun oynamayı bilmiyor bizim oralarda. Büyüklerse her şeye karşı çıkıyor ve her şeyi yönetmek istiyorlar. Zaten çoğu zaman bizi anlamıyorlar.

- Büyükler hep öyledir. Keşke hiç büyümesek…

- Bir de biz, yağmurda ıslanmak, karda yürümek nedir pek bilmeyiz. Neredeyse gökyüzüne ulaşan evlerde yaşarız; ama ay dedeyi hiç göremeyiz.

- Ne kötü, çok sıkılıyor olmalısın?

- Benim gibi, çocukların hepsi sıkılıyor. Hayal bile kuramıyor, kahkahayla gülemiyoruz.

Kelebek ve bahar gözlü çocuk kara kara düşünüyor; ama bir çıkış yolu bulamıyorlardı. Ağaçtan kuşlar havalanıyor, yanlarından vızıldayarak arılar geçiyordu. Bahar gözlü çocuk, çevresinde olup bitenleri hayranlıkla seyrediyordu. Sessizliği kelebek bozdu:

- Sen benim tek insan dostumsun biliyor musun? Çiçekler gibi yüzün var. Gülünce güneşe benziyorsun ve gözlerin de baharı hatırlatıyor. Hep burada kalabilsen ne güzel olur.

- Keşke, dedi bahar gözlü çocuk içini çekerek.

- Beni kovalamana, hatta yakalamana bile izin verirdim o zaman. Sana tek tek kelebekleri tanıtır, çiçeklerle konuşmayı öğretirdim. Kuşların yuvalarını yapmalarına yardım eder, yağmur yağarken doya doya ıslanırdık.

Çocuğun bahara benzeyen yeşil gözleri dolu dolu olmuştu.

- Hayali bile güzel… Ben de eve döndüğümde yine dört duvarın arasına gireceğim. Okula gidip yeni şeyler öğrenmek güzel; ama insanların öğrendiklerinin tersi hareketler yapması üzücü. Bu arada başını ağrıtmadım değil mi?

- Hayır, biz dostuz.

- Kimse beni böyle dinlemez. Sen çok iyi bir kelebeksin.

- Sen de çok iyi bir çocuksun. Çiçekleri ve kelebekleri çok seviyorsun. Diğer çocuklar gibi beni yakalamaya çalışmıyorsun.

Bahar gözlü çocuk kelebeğe parmağını uzattı. Kelebek hiç düşünmeden, çocuğun minicik parmağına kondu. Çocuk, onun kulağına şöyle fısıldadı:

- Artık senin için de dua edeceğim, çok sevdiğin çiçekler için de… Ve kuşlar için de…

Kelebek iki kez kanatlarını çırptı. Üçüncüde, bahar gözlü çocuğun havaya kaldırdığı elinden havalanıverdi. Bahar gözlü çocuk ilk defa bu kadar mutlu dönüyordu şehrine…

Şeyma Yol

İllüstrasyon: Sevgi İçigen

h1

Şu Özgür ve Esrarengiz Kediler

Nisan 15, 2007

kediler

Çocukluğumda birçok kedim oldu. Bir çocuğun kedisinin olmamasını, büyük bir eksiklik sayarım. Bence her çocuk, kucağına aldığı minicik bir yavru kedinin başını okşayıp, kediyle birlikte uyumalı. Kedinin tatlı mırıltılarını duyup, pembe yumuşak patilerini sevmeli. Tırtıklı dili tarafından elleri yalanmalı. Hatta arada bir de tırmalanmalı ve başka canlılara karşı saygılı olmayı da, bu şekilde öğrenmeli.
 
Evet, ben kedilerden çok şey öğrendim. Şüphesiz, benim de kedilere öğrettiğim ufak tefek şeyler olmuştur. Ama bunlar, hiç de önemli şeyler değildir.

Kedilerin bana öğrettiği en önemli şey, bir kediye asla sahip olamayacağım idi!

Biliyorum şaşırdınız. Aranızda kedisi olanlar var. Nasıl olur da bir kediye sahip olunamaz diye merak ediyorsunuz. Hatta içinizden bazıları:

“Şu anda kedim ayaklarıma sürtünüp duruyor! O benim kedim işte!” diyordur.

Demek kediniz ayaklarınıza sürtünüyor öyle mi? Tamam işte! Bu benim haklı olduğumu gösteriyor. Çünkü kediler bir şeye sürtündüklerinde orada kokularını bırakırlar ve kedilerin dünyasında bu hareket, şu anlama gelir: “Bu benim!”

Kediniz hâlâ daha ayaklarınıza sürtünüyor mu? Bırakın sürtünsün dursun. Bir kediyi asla değiştiremezsiniz. İşte, kedilerden öğrendiğim ikinci önemli şey de bu.

Tarık Uslu

h1

Ben Bir Tırtılım

Nisan 15, 2007

bne bir tırtılım

Ben bir tırtılım.
İpek böceği olacağım sonunda.
En sonunda da kelebek.
Tırtılım..
Sığmıyorum kabuğuma..
Sevgi taşıyor her zerremden..
Parçalıyorum kozamı..
İpek böceğiyim artık..
Sevgiyle doluyum, yumuşacık..
Dut ağacında dolaşırken,
Şükranlarımı sunuyorum yapraklarına..
Sevgiyle doluyor hücrelerim..
Yırtıyorum her yeri..
Kelebeğim şimdi..
En güzel renklerimle uçuyorum..
Her an’ın kıymetini bilip
Her saniyemi dolu dolu yaşıyorum.
Çiceklerle oynaşıp, onları içime alıyorum.
Aşık oluyorum yeniden ve yeniden
Tanrı’nın tüm yarattıkları aracılığıyla O’na.
Coşkuyla karşılıyorum yaşamı ve ölümü
Ve gün sona ererken
Şükranlarımı sunuyorum yaratana
Benimle yaşadığı her saniye için..
Ve umarım ben de onu mutlu edebilmişimdir
Kıymetini bilip neşeyle karşıladığım her an için…

h1

Ben Bu Dili Seviyorum

Nisan 15, 2007

gülendam

Fiiller, dilin özü… Dil, varlığını onlara borçlu… Fiiller, kuşaktan kuşağa taşınan genler… Sağlam ve güvenilir kaynak… Dilin temel özellikleri, gelecek nesillere ancak fiillerle taşınabilir…

Fiiller sağlam… Fiiller küheylan… Fiiller, dili ayakta tutan kaide… Fiiller, dilin özünü zaman aşımından koruyan kahraman… Orhun Abideleri’ndeki mirası günümüze taşıyan cevher…

İsimler farklı… Rüzgârda dökülen yapraklar gibi… İsimler güçsüz… İsimler kaypak… Ve isimler, bir o kadar da dönek… Tarihten günümüze kadar gelememiş çok isim var… Yollarda dökülüp kalmış… Erimiş, çürümüş ve özünü yitirmiş… Ters yönden esen rüzgârlara dayanamayıp kendini kaybetmiş… İstisnası var elbette… Ama bu, ismin yapısında var olan sevimsiz bir özellik… İsim, zaman karşı koymaktan aciz… Zaman göre şekil ve biçim alan renksiz ve mukallit varlık…

Fiil, zamana karşı direnen ve direndikçe güçlenen cesur kahraman… Her uğrak yerinde bir çift renkli gül derip devam etmiş yoluna… Ve günümüz Türkçesindeki rengârenk kullanımlar, rengârenk söz grupları ve deyimler, rengârenk atasözleri ve özdeyişler hep onun eseri… Renklendikçe genişliyor yeri…

Fiillerin gözü pek… Onlar, dilin korunmasına kendini adayan kahraman… Dilin tarihi özelliği, altın madalya gibi fiillerin göğsünde parlar… En tatlı kullanımlar, onun tarlasında harman olur… Bir tanesi, kim bilir kaç isme bedel? Gamze çakar dört bir yana ve parmağında oynatır isimleri… O isimler ki, ancak fiillerin kollarında çıkarır tarihin yorgunluğunu…

“Gelmek, gitmek, gezmek, görmek, almak, açmak, kaçmak, göçmek, içmek, tutmak, atmak…”

Atmak fiili, bunlardan sadece birisi… Kullanım alanından biraz söz edelim…

“Atmak,” arı duru Türkçe bir fiil… Hiçbir rüzgar etki edememiş… “Atmak” fiili, Orhun Abideleri’ndeki temel taşlardan sadece bir tanesi… Yerinden oynatılmamış…

“Atmak,” her şeyden önce, tek başına bir fiilin adıdır… Vadide açan zambak gibi… Hayatın bütün zorluklarına rağmen açmaya karar vermiş… Başlangıçtaki şekliyle “atmak,” sadece bir çiçek, bir renk… Başka şekli yok… Güneş açmış, mehtap çıkmış, gün dönmüş ve ikinci bir renk katılmış bu çiçeğe… Derken, renkler birbirini izlemiş… Nereye kadar? Orasını hep beraber görelim. Gerçek ve mecazi anlamlarıyla beraber aklımıza gelen kullanımları bir bir yazalım.

Adım atmak
El atmak
Omuz atmak
Kafa atmak
Yabana atmak
Kalbi atmak
Gol atmak
Fark atmak
Can atmak
Ortaya atmak
Silah atmak
Kendini eve atmak
Tekme atmak
Kurt atmak
Tuz atmak
Kahkaha atmak
Boy atmak
Pençe atmak
Önüne atmak
Omzuna atmak
Aşık atmak
Zar atmak
Ok atmak
Çöpe atmak
Kafası atmak
Su atmak
Kapağı atmak
Pabucunu dama atmak
Kendini yerden yere atmak
Kendini yatağa atmak
Elini cebine atmak
Balgam atmak
Tükürük atmak
Çamur atmak
Rengi atmak
Arabaya yük atmak
Sırtından yükü atmak
Şafak atmak
Kemik atmak
Çimdik atmak
Tepesi atmak
İftira atmak suçu üstüne atmak
Kafasının tası atmak
İmza atmak
Tarih atmak
Ücra bir yere atmak
Pamuk atmak
Bir kadeh atmak
Nara atmak
Sınıftan dışarı atmak
Mektup atmak
Çekingenliğini atmak
Benzi atmak
Oy atmak
Göbek atmak
Kelek atmak
Toprak atmak
Taş atmak
Kürek atmak
Kafadan atmak
Kumbaraya para atmak
Makineye çamaşırlar atmak
Hava atmak
Yukarıdan bildiri atmak
Telefonda iki kontör atmak
İşten atmak
Ateşe atmak
İçine atmak
Tehlikeye atmak
Tohum atmak
Laf atmak
Çamur atmak
Göz atmak
Çizik atmak
Madik atmak
Çalım atmak
Çelme atmak
Çıkarıp atmak
Boya atmak
Boyası atmak
Künde atmak
Sigorta atmak
Ağ atmak
Olta atmak
Sıfır atmak
Makas atmak
Fırça atmak
Tur atmak
Yalan atmak
Havlu atmak
Ayak ayak üstüne atmak
Ter atmak
Dalgaların sahile atması
Palavra atmak
İşkembeden atmak
Meteliğe kurşun atmak
Volta atmak
Olta atmak
Dayak atmak
Tekme atmak
Sopa atmak
İleriye atmak

Bunlar, aklımıza geliverenler… Yüzden fazla… Her birini bir renk kabul edersiniz, yüzden fazla renk eder… Aynı kökten türeyen “atışmak, atıştırmak, atar damar” gibi söz grupları ve kelimeler, bu sayıya katılırsa, karşımıza çıkacak olan manzaranın rengarenk gülleri, şaşırmamız için yetecektir.

Her bir kullanım şeklini, bir fetih olarak kabul edebilirsiniz… Türkçede, sadece “atmak” fiiline ait yüzden fazla fetih tespit edebildim demekle acaba atmış mı oluyorum? Hayır, hayır!

Ben bu dili seviyorum… Bu dilin işvesini, nazını, türküsünü, sazını, baharını, yazını seviyorum inanın! Güzelliği çağları deldi bu dilin ve nezaketini haddeden geçti… Bir gülendam, bir gülnihal, bir gülbahar gibi fetihler diyarında arz-ı endam etti hep…

Ey felek! Tasvir edemezsin Türkçeyi her ne tarzda söylesen. Beyan, henüz biçmemiştir o gülendama desen.

Şeref Yılmaz – Sürmeli Türkçe

h1

Türkçe Konuş ya da Sus!

Nisan 15, 2007

Türkçe Konuşalım

h1

Ortaya Karışık - 3

Nisan 15, 2007

ortaya karışık

* Boş kafalı bir insanla mütevazı bir insanı birbirinden ayırmak kolaydır. Çünkü boş kafalı insanlar devamlı kendilerinden bahsederler. – La Bruyere

* Çalışmak her şeyi fetheder. – Virgil

* Herkes cahildir ama farklı konularda. – Will Rogers

* En koyu cehalet, hakkında hiçbir şey bilmediğin bir şeyi reddetmektir. – J. Brown

* Cahil ile sakın latife etme. Dili zehirli olduğundan gönlünü yaralar. – Hz. Ali

* Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol. – Mevlana

* Çalışmak hayat, düşünmek ışıktır. – Victor Hugo

* İlim irfan mürşittir, karanlıkları boğar. İnsanları cehalet ve gaflet bunaltıp boğar. – Hacı Bektaşi Veli

* Doğru yolda bile olsanız, eğer oturuyorsanız sizi ezip geçerler. – Will Rogers

* Serseri, cahil bırakılmış çocuğun büyümüşüdür. – M. İkbal

* Çalışmak, sevginin görünür hale gelmesidir. – Halil Cibran

* Kötülüklerden çekinmek, iyilik kazanmaya çalışmaktan üstündür. – Hz. Ali

* Kimse bile bile kötü değildir, her kötülük bilgi sanılan bir bilgisizlikten gelir. – Socrates

* Cehalet kafanın aysız, yıldızsız gecesidir. – Mauppasant

* Çalışma; sıkıntıyı, kötülüğü ve yoksulluğu uzaklaştırır. – Andre Maurois

h1

Şimdi Çevre Zamanı

Nisan 15, 2007

şimdi çevre zamanı

Muhittin Köroğlu

h1

Red Kit

Nisan 15, 2007

red kit