Archive for 01 May 2007

h1

Gerçek Aşık

Mayıs 1, 2007

gerçek aşık

Sultanın kızına bir gariban âşık olmuştu. Sultan bunu duyunca âşıkı huzura getirtip,

- Ya ülkemi terk eder gidersin, dedi, ya da kelleni vurdurtacağım, kararını hemen ver.

Zavallı adam, düşündü, taşındı ve gitmeye karar verdi.

Sultan ise adamın cevabını duyunca cellatları çağırttı.

Vezir dedi ki:

- Hünkarım, neden suçsuz birinin kellesini vurdurttunuz?

- Çünkü gerçek bir âşık değildi o, sahtekardı. Eğer gerçekten âşık olsaydı, başının kesilmesini seçerdi. Eğer başının kesilmesini seçseydi, tahtımdan kalkıp onu yerime oturtacaktım.

Feridüddin Attar - Aşkname

h1

Ruh Halleri

Mayıs 1, 2007

ruh halleri

h1

Haftanın Sorusu?

Mayıs 1, 2007

haftanın sorusu

EN ÇOK SEVDİĞİNİZ KELİME?

VE NEDEN O KELİMEYİ ÇOK SEVİYORSUNUZ?

h1

Planladığın & Planlanan

Mayıs 1, 2007

plandığın & planlanan

İnsanoğlunun planladığı ile, hayatın(kaderin) planladığı hayat ne kadar farklı! İnsan bir amaç çiziyor kendisine ve kestirmeden ona ulaşmak istiyor. Oysa, yol çok uzun, dolambaçlı, pürüzlü ve dikenlerle dolu…

…”ötesini söylemeyeceğim.”  

Sezai Karakoç

h1

Evim

Mayıs 1, 2007

evim

Benim hiç evim olmadı.

Dünyanın farklı yerlerinde, farklı evlerde yaşadım ama çocukluğumun odasından sonra ilk kez orada, onun yanında evimi buldum.

“Belki de”, diye düşündüm bir gece yarısı, içimde tanımlayamadığım bir karmaşayla, çılgınca bir coşkuyla beni bir anda ölümüm kıyısına götürebilecek bir hüzün arasında gidip gelen dalgaların içinde, “Belki de onu böylesine sevmenin nedeni budur… Benim evim o…”

Kürşat Başar - Başucumda Müzik

h1

Peri Kızı’nın Masalı

Mayıs 1, 2007

peri

Peri Kızı, aşağıdaki güzel görünümlere kendini kaptırmıştı. Haklıydı da. Öyle güzel dağların ve ırmakların üstünden geçiyorduk ki! Ara sıra bahçeler içinde güzel saraylara rastlıyorduk. Bilinmeyen yerlere giden atlılar, uçarcasına geçip gidiyordu aşağılardan.

- Bize bir masal anlatmaz mısın Peri Kızı? dedim. Bakışları aşağılara doğru kaydı ve geçip giden atlılara, ağaçlara, ormanlara baktı bir süre daha. Sonra bana döndü:

- Sana en iyi bildiğim masalı anlatmamı ister misin? diye sordu.
- Elbette, hem de çok isterim.
- Dinle öyleyse, dedi Peri Kızı ve başladı anlatmaya.

Peri diyarlarından bir diyarda; Peri Kızı, padişah babasıyla birlikte, sırça sarayında yaşıyordu. Fındık kabuğundaki elbiselerini giyiyor, altın ve gümüş tabaklarda yemeklerini yiyordu. Dadısı ona, insanlara dair masallar anlatıyordu akşamları. İnsanların haline çok üzülüyordu Peri Kızı. Zavallıcıklar, uçamıyorlardı bile. Bütün işlerini güç ve kuvvetle yapmak zorundaydılar. Altın ve gümüş için de çok kavga ediyorlardı. Ve en önemlisi, Kaf Dağı Ülkesi’nin masal olduğunu düşünüyorlardı. Onların Kaf Dağı hakkında çok az şey bildikleri açıktı.

Daha çocukluğunda, babası ona bütün periler ülkesini gezdirmiş, iyi kalpli perileri, kötü kalpli perileri birbirinden ayırt etmesini öğretmişti. Uçarken dikkat etmesi gereken şeyleri de iyice belletmişti.

Peri Kızı’na en eğlenceli gelen şey, kılık değiştirmekti. Kelebek olmayı seviyordu. Bazen de bir kuş! Mesela bir kar kuşu. Deniz kıyısında ise, en çok sevdiği şey martı olmaktı. Bir çocuk gördüğünde, uç uç böceği olmayı seviyordu. Çocuklar onu kandırdıklarını sanıyorlardı. Fakat, Peri Kızı’nda öyle birkaç terlik ve pabuca kanacak göz yoktu. Onun öyle çok terlik ve pabucu vardı ki! Ama çocuklar ne bilsin!

Bir şey daha öğretmişti babası ona. İşte en çok dikkat etmesi gereken de buydu; insanlardan sakınmak. Ama her şeye rağmen, insanoğlundan bir Şehzade’nin, sırça sarayın kapısını çalmasına engel olamamıştı peri padişahı. Sarayın kapısını, sanki, “Kızınızla evlenmek istiyorum” der gibi çalmıştı Şehzade. Böyle zamanlarda Peri Kızı dayanamayıp bir kurbağaya dönüşürdü. Yine öyle oldu. Aslında Şehzade’nin, çirkin bir kurbağayla evlenmek istemeyeceğini düşünüyor ve onun şaşkın halini görmek için sabırsızlanıyordu Peri Kızı. Bu, onu en çok eğlendiren işlerden biriydi. Gerçekten de çok şaşırdı Şehzade.

Aslında Şehzade’nin isteği basitti. Babasına bir ok atacağını ve ok nereye düşerse o evin kızıyla evleneceğini söylemişti. Attığı ok, Peri Kızı’nın yaşadığı sırça sarayın üzerine düşmüştü. Elbette bir kurbağayla evlenmesine babasının izin vermeyeceğini biliyordu. Üstelik, kendinden büyük olan iki kardeşin biri, baş vezirin, diğeri de ikinci vezirin kızlarıyla nişanlanmışken… Okunu, ikinci ve üçüncü kez attı. Sonuç değişmedi.

Ok, her defasında sırça saraya isabet ediyordu. Bunda, kendisinin de bilmediği bir hikmet olduğunu düşündü. “Bu işin içinde bir iş var!” diyordu. Kaderine razı oldu ve kurbağa kızı alarak oradan ayrıldı. Şehzade, ne sırça bir sarayın kapısını çaldığının farkındaydı ne de bir peri kızını alıp, babasının sarayına götürdüğünün. Çünkü okun düştüğü yerde, onun tek görebildiği, bir ormanın içindeki küçük kurbağa deliğiydi. Peri kızı, kılık değiştirirken her şeyi insanların gözlerinden gizlemişti.

Kimsenin yapabileceği bir şey yoktu. Peri padişahının bile. Çünkü, yasalarına göre kılık değiştirmiş bir halde iken, bir periyi, bir insan bulup alırsa, peri onun olurdu. Taa ki, insanoğlu onu özgür bırakana dek. Bu da, peri hangi kılığa girmişse, o giysinin yakılmasıyla mümkün oluyordu. Ama bu giysiyi de, perinin sahibi olan insanın yakması gerekiyordu. “Artık özgürsün” anlamına geliyordu bu. Tabii böyle bir durumda, peri padişahı, kızını hemen gelip alabilirdi. Böyle bir şey olur muydu? Kimbilir? Peri padişahı ve sarayda yaşayan diğer perilerin, Şehzade kendilerini de almadığı için, şükretmeleri gerekiyordu.

Melek ÇE

h1

Şimdi Çevre Zamanı

Mayıs 1, 2007

şimdi çevre zamanı

h1

Tüm Birimlerin Dikkatine

Mayıs 1, 2007

tüm birimlerin dikkatine