Archive for 21 May 2007

h1

İnsan

Mayıs 21, 2007

insan

İnsan maddi ve manevi yapısı ile birlikte bütün olarak düşünülmelidir. Maddesinin ihtiyaçları gibi, manevi tarafının da ihtiyaçları vardır. Manevi ihtiyaçları ise Yaratıcıyla yakınlaşmasıdır. Bu vazgeçilmez ihtiyacın en sade ve tatminkar yöntemi ise duadır.

h1

Çobanyıldızı

Mayıs 21, 2007

çobanyıldızı

Dün gece
Yıldızlarla buluştuk yine
Kahve içiyoruz
Selamı var sana yıldızların
Çobanyıldızı
Aşk seninle yaşanmalı
Çünkü
Aşk
Seninle güzel diyor…

h1

Walking The Barriers

Mayıs 21, 2007

barriers

When you know you have nothing to lose
When you know it’s only you and your will to break the rules
When you know things can only get better
When you are walking the barriers of everything you know
Only then will you get to look inside yourself and really see your world…

h1

Dünyanın En Sağlıklı Sütü

Mayıs 21, 2007

sağlıklı süt

Acı, tuzlu ve kuru otlarla, hatta yeterli bitki bulunmadığında kemik, kuru hayvan derileri, sandal, çadır, halat, gibi cisimlerle beslenen devenin sütü, dünyanın en sağlıklı sütüdür. Araştırmalar, deve sütünün şeker hastalarına ve ülserden yakınanlara iyi geldiğini göstermektedir. Deve sütünün diğer sütlere göre yağ oranı düşük; potasyum, demir ve C vitamini oranları yüksektir.

h1

Yumurta

Mayıs 21, 2007

yumurta

Önce İngilizce söylemeyi denedim:

“Egg” dedim. Hiçbir tepki alamadım. Sonra sırayla Fransizca “oeuf”, Almanca “ei”, Latince “ovum” ve son olarak da anadilim Macarca ”tojas” dedim.

Yine hiçbir şey anlaşılmadı. Yalnızca meraklı bakışlarla karşılaştım.

Kahvaltı için yumurtamı nasıl isteyebilirdim? Birden aklıma güzel bir fikir geldi. Bir kağıda yumurta resmi çizdim. Sonuç şaşırtıcıydı.

“Si, si,” dedi garson mutlu bir biçimde. “Patete!”

İtalyanca “patates” demişti. Başımı “Hayır” anlamında salladım ve hemen yumurtanın altına bir yumurta kabı çizdim.

“Si, si” dedi garson yüzünde geniş bir gülümsemeyle. “Konyak.”

Başımı ve ellerimi “Hayır” anlamında sallayarak yeni bir biçim çizmeye başladım. Yumurtlayan bir tavuk resmiydi bu.

“Si, si” dedi garson heyecanla. “Pollo”

“Pollo”, İtalyanca’da “tavuk” demekti.

O an vazgeçtim. Bana bir “colazione”, yani kahvaltı getirmesini söyledim.

Beş dakika sonra kahve, tereyağ, marmelat ve ekmek ile haşlanmış yumurta getirdi. Otelin klasik kahvaltısıydı, bu…

h1

Kutuplaşmaya Karşı

Mayıs 21, 2007

kutuplaşma

Bu memlekette bizler ne yazık ki yıllarca birbirimizin farklılıklarından korktuk. Yıllarca birbirimizin farklılıklarını hazmedemedik. Kimi zaman “türban” oldu farklılığın simgesi, kimi zaman “etnik köken”, kimi zaman “cinsiyet”… “Öteki”ni kendimize benzetmeye çalıştık ısrarla. Kendimize benzetemediğimizden nefret ettik, onu potansiyel “iç mihrak” addettik. “Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışanlar ve yakışmayanlar” diye ikiye ayırdık insanları… Eleştirel düşünen ve konuşan herkesi damgaladık, sindirdik, uzaklaştırdık, susturduk… Sonuçta ne demokrasi arzu ettiğimiz seviyeye ulaştı, ne bizler toplum olarak siyasi olgunluğa erişebildik.

Kürt meselesinde kalıcı bir çözüm dışarıdan ya da tepeden gelmeyecek. İçeriden gelecek. Askerî yöntemlerle değil, sivil inisiyatiflerle mümkün olacak. Bizzat bizlerden, yani bireylerden, bireysel farklılıklarını hazmedebilmiş bir toplum dokusundan çıkacak yeni bir siyaset ve insanlık dili … Sivil toplumun farklı seslerinin “çıkar ve görüş farklılıkları” olduğu kadar, ortak bir zemini de var. Basit ama nedense hep ama hep unutulan, “romantik” diye küçümsenip susturulan ama son derece temel bir nokta: Bu memleket hepimizin. Ortak bir dil ve demokratik bir kamusal alan yaratabilmek için aynılaşmak zorunda değiliz… Farklılıklarımıza rağmen değil, farklılıklarımızla beraber buradayız, beraberiz. Bu yüzden işte bu yüzden, bu hafta basına ve kamuoyuna verilen 38 imzalı Aydınlar Bildirisi’nde, ara tonlar, köprüler ve sentezlerdir savunduğumuz. Türk-Kürt, Kemalist-Dinci, Sünni-Alevi… diye kutuplaşmış bir Türkiye arzu etmiyoruz.

Elif Şafak

h1

Elemanlar Ayakkabılar Gibidir Aslında

Mayıs 21, 2007

ayakkabılar

Genç iş adamı, yaşlı ve deneyimli iş ortağı ile birlikte büyük bir ayakkabı fabrikası ve bu fabrikanın ürünlerini satan bir mağazalar zinciri kurmuş. Fabrikanın ürettiği aklınıza gelebilecek her çeşit ayakkabıyı satan bu mağazaların yönetimini genç ortak üstlenmiş. Deneyimli yaşlı ortak ise işin üretim süreciyle ilgileniyormuş. Zamanla yönetimde bazı sorunlar çıkmaya başlamış. Binbir itinayla seçilen elemanlar, bir süre sonra işten ayrılmak istiyorlarmış. Ne ücret arttırımı ne de terfi, kaliteli elemanların rakip firmalara geçmesini önleyemiyormuş.

Bu sorunun nedenleri araştırılırken, yaşlı ortak genç iş adamına, iş başvurusu için gelen elemanlarla yaptığı mülakatlara katılmak istediğini söylemiş. Bu mülakatlar sırasında hiç konuşmayan, sadece dinleyen yaşlı adam, birçok görüşme gerçekleştirildikten sonra, sorunu çözdüğünü açıklamış. Bu kadar büyük bir sorunun bu denli çabuk çözülebileceğine inanamayan genç ortağının şaşkın bakışlarına aldırmadan başlamış anlatmaya :

“Bütün kaliteli elemanlarımızı rakip firmalara kaptırmamızın nedeni, senin işe uygun eleman seçememenden kaynaklanıyor. Sen tüm kademelerdeki görevler için en iyi üniversitelerden mezun olmuş, yüksek lisans, hatta doktora yapmış, birkaç lisan bilen ve çabucak yükselmeyi hedefleyen insanlar seçiyorsun. Halbuki bir şirket sadece yöneticilerden oluşamaz. Her kademedeki elemana ihtiyaç vardır.

Mesela yazın kumsalda yürürken tokyo giyersin, kışın kar üstünde su geçirmeyen çizmelerinin olması gerekir. Sabahları spor yaparken iyi bir spor ayakkabısına ihtiyaç duyarsın.

Çok şık bir davete katılırken de en iyi makosenlerini kullanırsın. Oysa sen her yerde bu markalı makosenlerini giyiyorsun ve o makosenler de kumda, karda ya da sporda kullanılmak istemiyorlar. İşte sorun bu.”

h1

Şimdi Çevre Zamanı

Mayıs 21, 2007

1

2

h1

Erkan

Mayıs 21, 2007

erkan