Archive for the ‘Edebiyat’ Category

h1

Bay Kırmızı

Mayıs 15, 2007

bay kırmızı

Bir gezegen biliyorum, orada bir Bay Kırmızı yaşıyordu. Hiç çiçek koklamamıştı. Hiç yıldız seyretmemiş, kimseyi hiç sevmemiş, toplama işleminden başka bir şey de yapmamıştı. O da senin gibi bütün gün yineleyip duruyordu: “Ben ciddi bir adamım! Ben ciddi bir adamım!” Ve gururundan yanına yaklaşılmazdı. Ama adam değil, mantardı!

Küçük Prens

h1

Ayçiçeği ve Güneş

Mayıs 14, 2007

ayçiçeği

Ay çiçeği: Ay çiçeği güneşe aşık olunca, gülmekten kırılmış bütün bitkiler. “Güneş gökyüzündeki tahtından bir an bile ayrılmaz. Kudretli ve ulaşılmazdır. Sen kim, o kim. Vazgeç bu sevdadan,” demişler hep bir ağızdan. Ay çiçeği sesini çıkarmamış. Sevdalı gözlerini dikmiş güneşe; bakmış bakmış bakmış.

Uzun müddet hiçbir şeyin farkına varmayan güneş, nihayet bir gün, ay çiçeğinin bakışlarını hissetmiş üzerinde. Önce geçici bir heves sanmış ama zamanla yanıldığını anlamış. Ay çiçeği öyle inatçıymış ki, güneş tahtını nereye taşıdıysa, yılmadan usanmadan o yöne çevirmiş başını.

Derken bir öğleden sonra, artık bu takipten bıkan güneş sapsarı gazabıyla kavurmuş ay çiçeğini. Daha ay çiçeğinin üzerinde simsiyah duman tüterken, insanlar akın etmişler olay mahaline. “Yaşasın!” demiş içlerinden biri. “Şimdi ne güzel çitleriz bu aşkı.”

Aynı gece televizyonun karşısında acıklı bir aşk filmine gözyaşı dökerken, çitlemişler ayçekirdeklerini.

Elif Şafak - Mahrem

h1

Tanrılar Okulu

Mayıs 7, 2007

düş

Size “öğretilen ve anlatılan dünyanın” anlatıldığı gibi olduğunu söyleyenler sadece anlatılanlardır. Korkmanız, çekinmeniz, endişe etmeniz gerektiği söylenen her şey, bu betimlemenin pençesindeki insanların fikirleridir. Oysa bunlar olumsuz duygulardır ve hiçbiri dünyaya geldiği haliyle insanın mayasında olan hisler değillerdir. İnsan korkusuz doğar. Korku, zorla “öğretilir”.

Hayatınızda önünüze çıkan herkesin özel bir görev ile karşınıza geldiğine emin olun. Ve ona varlığı için teşekkür edin. Özellikle düşmanınızsa.
 
Herkes sizi gösterir. Çünkü herkesi siz yarattınız. Bu dünyayı siz yarattınız. Bu sizin dünyanız. Telefondaki arkadaşınız sizsiniz. Çalışanlarınız, üstleriniz, aileniz, hepsi sizsiniz. Yay da, ok da, hedef tahtası da; hepsi sizsiniz.
 
Önünüzde gelecek varken geçmişle uğraşmayın. Ama geleceği de yeni bir “eski geçmiş” yaratmak için yaşamayın. Onu şekillendirin; bu kez şekillendirin; geçmişinizin tekrarlarından kurtulun.
 
Mea Culpa… Başınıza gelmiş ve gelecek her şeyin tek sorumlusunun kendiniz olduğu gerçeğiyle barışmayı reddettiğiniz her gün tedavi süreniz gecikecek, “yeni bir eski geçmiş” için her seferinde yeni bir adım attığınızla kalacaksınız.
 
Gerçek, düş artı zamandır. İnanmak için görmeyi beklemeyin. İnanın ki, görebilin.
 
Dünyadaki en büyük ekonomik gerçek mutluluktur. Ekonomi’nin tanımı Mutluluktan başka bir şey değildir. Her zaman iyi bir ekonomist olun.
 
Düşleyin, düşleyin, düşleyin… Düş, var olan en gerçek şeydir.

Stefano Elio D’anna - Tanrılar Okulu

h1

Evim

Mayıs 1, 2007

evim

Benim hiç evim olmadı.

Dünyanın farklı yerlerinde, farklı evlerde yaşadım ama çocukluğumun odasından sonra ilk kez orada, onun yanında evimi buldum.

“Belki de”, diye düşündüm bir gece yarısı, içimde tanımlayamadığım bir karmaşayla, çılgınca bir coşkuyla beni bir anda ölümüm kıyısına götürebilecek bir hüzün arasında gidip gelen dalgaların içinde, “Belki de onu böylesine sevmenin nedeni budur… Benim evim o…”

Kürşat Başar - Başucumda Müzik

h1

Karga

Nisan 24, 2007

kırmızı başlıklı kız

Her şeyden ve herkesten önce kendine ait olmayı başarabilen kırmızı başlıklı, kül renkli, pamuk prensesin eşsiz hikayesidir bu.

Onu o kadar çok sevmişti ki, bunu kendine bile itiraf edememişti. Bazen şaşkınlık duyardı bundan, bazen de reddederdi sessizce. Onu o kadar çok sevmişti ki tüm görünenleri beyni anlayabilirken bile kabullenememişti. Bu yüzden de çok acı çekmişti.

Her kadını seven bir adamı sevmek onu olgunlaştırmış mıydı? Belki en doğrusu: herkesi okşayan adamı sevmek onu olgunlaştırmıştır. Ya da bundan önce: inanılmaz sevgisinin ağırlığını tek başına, zayıf kollarıyla kaldırmaya çalışmak onu güçlü kılmıştır.

Ya da rüyasında gördüğü o karganın söylediği gibi: “Neden bu kadar üzgünsün?”

O da: “Çünkü çok yalnızım”

Derken bile onun dışında çevresinde kimseyi istemediği içindir. Onu öylesine çok sevmişti ki tüm kusurlarını örtmüştü sevgisi. O ki pür-i pak bir melekti gerçekten.

Yine de sevgisinin tüm o ayak diretmesine rağmen, zamanla istemeyerek bile olsa, bu pembe sis aralanmaya başladı. Önce sesler duyuldu, huzursuz edici. Karga (kızın annesi karganın adını La Fontaine koymuştu bile çoktan) onu tepeden seyrederken, o hem yalnızlığıyla, hem sevgisiyle hem de sevgisini yok etmek isteyen her şeyle savaşmaya başlamıştı bile. Kim kazandı? Kimse kazanmadı, zaman gerçekleri ortaya koydu sadece. Sonra görüntüler de çıktı sislerin arasından. Pembe sisin üstüne sağanak bir yağmur olarak yağdı, onun kabul etmediği tüm gerçekler. İşte şimdi, sislerin arkasında duran o herkesi seven adam, tüm çıplaklığıyla, hatta üzerinde herkesin el izleriyle durur bir haldeyken ortaya çıkmıştı bile.

Çok üzüldü. Ama artık acısız bir üzüntüydü bu. O, onu öyle bir yere koymuştu ki içinde tüm bunların olabilirliğine şaştı. Sonra artık o kendinden geçmiş vücudu alıp sarstı; “Seni hâlâ sevmek istiyorum. Benden çok uzakta bile olsan lütfen bu olma. Kendine zarar vermeni görmek istemiyorum” dedi. Adam baygın gözleri ve tanımazlığıyla baktı, kim olduğunu bile anlamadığı bu kişiye; “Üzgünüm, böyle olmasını istemezdim” dedi, hep dediği gibi.

Doğruldu. İçi acıyarak da olsa adamı bulduğu yerde bıraktı. Burası kendisinin ait olabileceği bir yer değildi. Yürüdü. Yürüdü ve düşündü. Birden bire tüm o acılardan sonra içinde bir ferahlık hissetti. Bastığı yeri ve tatlı yaz rüzgarını hissetti yüzünde. Yürümeye devam etti. Yanında duran ve kalbinin sıcaklığını hissettiği her şeye sarıldı. Onlar da ona sarıldı. Ağıt bir şenlikle sona ermişti işte.

Karga gülerek uzaklaştı. Annesi kargaya gider ayak bir peynir parçası da vermişti.

“Ben bugün kendimle çok huzurluyum” dedi.

“Artık nereye ve kimlere ait olmadığımı biliyorum” diye iç geçirdi içinden, parlak sarı tüylü kedisini okşarken.

Banu Çelik

h1

Sır

Nisan 22, 2007

gizli yüz

Sevgilinin cana canlar katan yüzü her zerreyi perde etmiş, her perdenin altında gizli olan o yüz!

Sen âlem diye ancak bir sözdür duydun… Fakat hele bir gel de âlemden ne gördün, onu söyle!

Sûretten ne gördün, mânâdan ne anladın? Âhiret nedir? Dünya nasıl bir âlemdir?
Söyle bakalım Simurg nedir, Kafdağı ne? Cennet, Cehennem, A’raf ne demek?
O görünmeyen, o bir günü bir yıl olan âlem, hangi âlem?

Âlem bu gördüğün âlemden ibaret değil ya… Âyette “görmediğin şeyler” denmekte; işitmedin mi?

Şebusterî - Gülşen-i Râz

h1

İngilizce Öğretmeni

Nisan 22, 2007

ingilizce öğretmeni

h1

Kadın ve Adam

Nisan 19, 2007

20 dakikalık öyküler

Adam fark etti. A uzun uzun baktı. Kadın fark etti. K gülümsedi. A yaklaştı. K reddetti. A teklif etti. K kabul etti. A konuştu, K konuştu, A konuştu, K konuştu. İçtiler. Konuştular. İçtiler. A dokundu. K güldü. Dans ettiler. Çıktılar. Yaptılar. A ayrıldı. K uyudu.

A aradı. A aradı. A aradı. A yalvardı. K reddetti. A aradı. A yazdı. A ziyaret etti. A aradı, aradı, aradı, aradı. K bildirdi. A geldi, bağırdı, yemin etti, ayrıldı. A tezgâh kurdu. A bekledi. A ziyaret etti. K bağır ayazdı. A üsteledi. K reddetti. A elini attı. K bağırdı. A tokat attı. K kaçtı, kapıyı kilitledi, aradı, bekledi. A paniğe kapıldı. A kaçtı, saklandı, beceremedi.

K suçladı. A yadsıdı. K tanımladı. A yadsıdı. K kazandı, A kaybetti. Yaşlandılar. K evlendi, çocuk yaptı, ana oldu, kederlendi, boşandı. A kolladı, bekledi, yüreği nasır bağladı. Uğraştı. Sigara içti. Tezgâh kurdu. Tezgâh kurdu. Kaçtı. Ortadan kayboldu.

Yaşadılar. K serpildi, A silikleşti. A gezdi, K seyahat etti. Karşılaştılar.

A oturdu, K oturdu, görmezlikten geldiler. A fark etti. K fark etti. A gözlerini belertti. K silkindi. K uyardı, A yatıştırdı. K anımsattı, A kabul etti. K gözdağı verdi, A söz verdi. K düşündü. K oturdu. K sordu. A anlattı. A sordu. K anlattı. A sigara içti. K sigara içti. A özür diledi. K ağladı. A açıkladı. A yalvardı. A yakardı. K düşündü, karar verdi, reddetti. A ayağa kalktı. A ellerini bitiştirdi. A terledi. A tükürdü. K irkildi, benzi attı.

A durdu. A iki büklüm oldu. A çöktü. K ayağa kalktı. K acıdı. K terk etti.

Yaşadılar. Unuttular. Öldüler.

J. Robert Lennon & Jennifer Egan – 20 Dakikalık Öyküler

h1

Yusufçuk

Nisan 19, 2007

yusufçuk

‘Bana, ’söyle’ deme. Bugün susmak istiyorum. Sözlerimi gönlümün kınına sakladım; söyle, diye üstüme varma. Şayet sana uyar da onları çekip çıkarırsam, el sürenin parmakları doğranır.’ Sükût da bir haldir ve veli seyri sülukun bir yerinde buna uğrar. Halvet zaten sessizliğin yurdudur. Orada beşeri olan susar, İlahi olan konuşmaya başlar. İnsandaki ilahi merkez olan kalbin konuşması sükûttur.

‘Bana, ’söyle’ deme. Sen söyle, sen haber ver ki ben neyim? Hangi göklerin hangi köşesinden bu dünyaya damladım?’ Bu aynı zamanda, ‘ya hayır söyle veya sus’ uyarısının da tevili gibi görünmektedir. Büyükler, ‘dert ağlatır, aşk söyletir’ demişlerdir. Muhabbet olmaksızın söz kemale ermez. Kemale ermeyen söz hayrı taşımaz.

Samiha Ayverdi - Yusufçuk

h1

Araf

Nisan 4, 2007

araf

Yaşıyorum, dedi delikanlıya, aysız ve kamp ateşsiz bir gece, hurma yerken. Ve bir şey yerken başka bir şey düşünmem. Yürüdüğüm zaman da yürüyeceğim hepsi bu. Savaşmak zorunda kalırsam, ölüm şu gün ya da bugün gelmiş vız gelir tırıs gider. Çünkü ben ne geçmişte ne de gelecekte yaşıyorum…

Paulo Coelho - Simyacı

h1

Alone

Nisan 3, 2007

alone

From childhood’s hour I have not been
As others were; I have not seen
As others saw; I could not bring
My passions from a common spring.
From the same source I have not taken
My sorrow; I could not awaken
My heart to joy at the same tone;
And all I loved, I loved alone.
Then- in my childhood, in the dawn
Of a most stormy life- was drawn
From every depth of good and ill
The mystery which binds me still:
From the torrent, or the fountain,
From the red cliff of the mountain,
From the sun that round me rolled
In its autumn tint of gold,
From the lightning in the sky
As it passed me flying by,
From the thunder and the storm,
And the cloud that took the form
(When the rest of Heaven was blue)
Of a demon in my view.

Edgar Allan Poe

h1

Kış Bilgisi

Mart 29, 2007

sincap

Sonra unuturum bunu, başka şeyleri unuturum
Anılar gömülüdür zaten ben bir daha gömerim
Çocuk olmuşum, hasta olmuşum, deniz olmuşum
Yalnız bir sincabım belki
Gömdüğü cevizlere küsen…

Ahmet Murat

h1

Kalp ve Göz

Mart 28, 2007

kalp ve göz

Bütün aşk hikâyelerinin en unutulmaz en heyecan verici sahnesi, sevenin sevgiliye ilk baktığı andır şüphesiz. Daha doğrusu, onun yüzünü ilk gördüğü vakit. Âşıktaki içsel değişimin başladığı an, gözün sevgiliye ilk takıldığı saniye dilimidir ve aşığın bütün biyografisi, bu “ilk bakışın öncesi ve sonrası”ndan ibarettir. Kalpte ateşin yükselmesi, aklın ve sabrın ateşe düşmesi o ilk bakış ile başlar. Kılıcın kınından sıyrılması yahut okun yaydan fırlamasıdır bu. Sevgilinin yüzü kınında bir kılıç yahut sadakta bir yay gibidir; bakış onu kınından ve sadağından çıkarır.

Sevgili’nin yüzümü; aşk yangınını alevlendiren ilk kıvılcımdır.
Aşığın kalbi mi, ilk bakıştan sonra suda titreyen bir mehtap.
Göz… Savaşı başlatan haberci.
Bakış… Elde olmayan kader; ilahi kaza.
Ve aşk… Kalp ile göz arasındaki kutlu bir hadise.

Çok sonraları kalp göze diyecektir ki, “Ben bu onulmaz derde iten sensin. Safayı sen sürdün, acıyı ben çektim. Nimet senin, zahmet benim oldu. Sen sevinirken, kaygılanan ben oldum. Bakışlarını arttırdıkça sen, dertlerimi çoğalttın benim. Zafere eren sen, hezimete uğrayan ben. Sen emirlere itaat edilen hükümdar oldun, ben senin peşinde koşan tebaan. Sen emir ben esir. Sonra devam eder:

- Ey göz! Sen ikisin ben birim. İki kişinin bir ferde saldırıp onu öldürmesi zulüm değil de nedir?… Şimdi ağla o halde; etiğin zulmün cezasını çek bakalım.

Göz buna karşılık ayet-i kerime ile cevap verir: “Gerçek şu ki; gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler kör olur” (Hacc 46)

Göz görünce bir kez geriye ne kalır?

İskender Pala

h1

Pippi Uzunçorap

Mart 22, 2007

pippi longstocking

Dans edelim mi? Ben dans etmeyi çok severim. Sesim pek güzel değil ama napiyim dans ederken şarkı söylemezsem düşüyorum. Ama siz benimle beraber dönmüyorsunuz. Delirmiş olmalısınız. Müziği duymuyor musunuz yoksa? Bir insan içinden geldiği gibi yaşamalı. Siz ne yaparsınız içinizden bağırmak gelse? Herhalde ya dudaklarınızı kapatırsınız ya da dişlerinizi sıkarsınız. Çok yanlış. Diş doktorunuz size bunları anlatmıyor mu yoksa?

Peki, madem beraber zıplayamıyoruz, ben de yanınıza oturayım o zaman. Bugün çok tuhaf bir gün. Ve benim bir şeyleri tuhaf bulmam oldukça tuhaf. Elinizde bir kitapla yanıma geldiniz, okuduklarınız beni mutsuz etti benim mutsuz olduğumu görmek sizi nasıl mutlu edebilir ki? Okumayı öğrenmedim çünkü bir kere öğrenseydim sonra daha fazlasını isteyecektim. Dünyadaki her şeyi okumayı başaramayacağıma göre hiç bilmemek en iyisi. Siz şimdi okumaktan vazgeçebiliyor musunuz?

Hadi gelin mutluluğumu kutlayalım. Birer bardak süt içelim. Bir parça da fıstıklı kek alın lütfen. Kendim yaptım. İşte tam şurda koltuğun yanındaki masanın altında. Siz hep masanın üzerinde oturuyorsunuz ama görüyorsunuz değil mi bacakları ne kadar da ince. Belki bundan sonra dikkat edersiniz. Canı yanmasın diye bazen dinlendirmek gerek.

Sandalyeler biraz daha dayanıklıdır. Boş vakitlerinde uyurlar. Çok karakterlidir onlar. At olurlar, sonra yılan olurlar, biraz ısrar ederseniz kuş bile olabilirler.

Anlamadım ne dediniz? Ah tabii ki mutsuz olduğum zamanlar oluyor. Maymunum hastalandığında, atım şekerlerini yemek istemediğinde, gökyüzü ağladığında. Ama en çok sevgili babam beni ziyarete geldiğinde üzülüyorum. Sevdiğiniz birinin yanınızda olması çok kötü bişey. Sonra hep gidiyor.

Astrid Lindgren – Pippi Uzunçorap

h1

Queen Mab

Mart 22, 2007

queen mab

O, then, I see Queen Mab hath been with you.
She is the fairies’ midwife, and she comes
In shape no bigger than an agate-stone
On the fore-finger of an alderman,
Drawn with a team of little atomies
Athwart men’s noses as they lie asleep;
Her wagon-spokes made of long spiders’ legs,
The cover of the wings of grasshoppers,
The traces of the smallest spider’s web,
The collars of the moonshine’s watery beams,
Her whip of cricket’s bone, the lash of film,
Her wagoner a small grey-coated gnat,
Not so big as a round little worm
Prick’d from the lazy finger of a maid;
Her chariot is an empty hazel-nut
Made by the joiner squirrel or old grub,
Time out o’ mind the fairies’ coachmakers.
And in this state she gallops night by night…

Who delivers your dreams?

William Shakespeare - Romeo and Juliet