
İş
Mayıs 27, 2007
Yetişkinler zaman zaman, çalışmaktan fena halde yakınırlar. Bu yüzden, çok uzun zaman önce konuşulan eski bir dilde (Latince’de) “iş”, “işkence aracı” anlamına geliyordu.
Labbe-Puch / İş ve Para, Çocuklar İçin Felsefe


Yetişkinler zaman zaman, çalışmaktan fena halde yakınırlar. Bu yüzden, çok uzun zaman önce konuşulan eski bir dilde (Latince’de) “iş”, “işkence aracı” anlamına geliyordu.
Labbe-Puch / İş ve Para, Çocuklar İçin Felsefe


Acı, tuzlu ve kuru otlarla, hatta yeterli bitki bulunmadığında kemik, kuru hayvan derileri, sandal, çadır, halat, gibi cisimlerle beslenen devenin sütü, dünyanın en sağlıklı sütüdür. Araştırmalar, deve sütünün şeker hastalarına ve ülserden yakınanlara iyi geldiğini göstermektedir. Deve sütünün diğer sütlere göre yağ oranı düşük; potasyum, demir ve C vitamini oranları yüksektir.


Kahve ve kahvehanenin tarihi kültürümüzde çok eskidir. Öylesine kendisine geniş bir yer edinmiştir ki, “konur” diye adlandırdığımız kahverengine, kahveden sonra “kahve-rengi” anlamında kullanmaya başlamış ve kahverengi demişizdir.
Bizim kaynaklarımızda, Fransızların kahveyi 28. Çelebi Mehmet Efendi’nin elçiliği sırasında ondan öğrendikleri yazar. Bizde ilk kahvehane 1554′te açılmıştır ve ilk kahveyi içen padişah da Kanuni Sultan Süleyman’dır. 1517′de Yemen Valisi Özdemir Paşa’nın getirdiği kavveyi içmiştir. Fransa’da kahvehanenin açılışı ise 1684 yılıdır.


Önceleri zemin kil, taş olmaktan çıkmış, papirüs parşömene dönüştükten sonra, bükülerek saklanmaya başlanmıştı. Bükülü haldeyken yan yana ya da üst üste yerleştirilen belgeler, daha sonra kesilip nizama sokulup dikilmeye başlanmıştır. Belli bir zaman sonra da ilerde kapak diyeceğimiz tahtalarla tutturulmaya başlanmıştır. Bu kalıp bizim bildiğimiz kitabın başlangıcı olmuştur aynı zamanda. Kalıpları saklanmak için kalıplar sandıklara konuyor kolayca taşınabiliyormuş. E hal böyle olunca kitap okuyanların sayısı da artmış. daha sonra üniversiteler tarafından kütüphane diyeceğimiz yerler yapılmış, kütüphanelerde ateş yakmak yasak olduğu için kitaplar pencere kenarlarına yerleştirilmiş sıra benzeri masaların üstünde zincirli olarak tutuluyormuş. Kitap okumak isteyen buraya gelip kitabını okuyormuş. Daha sonra bu yol 1600 lı yılların ortalarında terkedilmiş. Artık herkes bildiğimiz şekilde kitaba ulaşıp okumaya başlamış.
Güven Turan - 4. Kat Dergisi / YKY


Şu küçük defterden lütfen bir yaprak koparınız. Bunu elinizde bir topaç gibi yuvarlayınız ve bunu şu toplu iğne üzerine geçirerek iğneyi de şu masada bulunan her hangi bir cisme saplayınız.
Şimdi, her hangi bir rakam söyleyiniz… Yalnız üç basamaklı olursa hesabımız kolaylaşır. (587) emrettiniz… Pekâlâ… Bakınız şurada üç tane ve başka renklerde kartonlarımız var. Siyah… kırmızı, mavi… Bu renklerden hangisini beğeniyorsunuz. (Kırmızı) hoşunuza gitti. Güzel… Bakınız, sizin tarafınızdan toparlanarak ve iğneye sokulan şu kâğıdı iğnesiyle birlikte beğendiğiniz renk üzerine koyalım.
Bir kaç saniye susup bekleyiniz… Lütfen şimdi kâğıdı koyduğunuz, kırmızı kartondan alınız, yavaş ve dikkatle açınız… Bana yardım eden gizli kuvvetler söylemiş olduğunuz numarayı arzu ettiğiniz kırmızı renkli kalemle yazılmış olduğunu göreceksiniz… Nasıl… Fevkalade değil mi?
* * *
Pantolon ve ceketinizin sağ cebinde kalınca bir karton üzerine iki ince lastikle tespit edilmiş bir kâğıt vardır. (Arkadaşınıza vereceğiniz kâğıdın aynı olmalı.) Ve bunun yanında da üç tane küçük boyda renkli kalemler mevcuttur. Renklerin kolaylıkla anlaşılabilmesi için kırmızı kalemin uç tarafında çakı ile bir oluk açmalı. Mavi kalemde bu oluk yan tarafta ve siyah kalemde ise düz kalmalıdır.
Arkadaşınız tarafından sayı ve renk beğenildikten sonra derhal o renkteki kalemi cebinizde bulur ve gerektiği kâğıda yazar, kâğıdı lastikten kopararak mümkün olduğu kadar küçük bir topaç yapar ve sağ elinizin işaret ve orta parmaklar arasına sıkıştırırsınız… Kâğıdın ince saman kâğıdı olması daha uygundur.
Şimdi saman kâğıdı iğneden alıp beğenilen renkteki karton üzerine koyacağınız zaman bu topaçları değiştirir ve yazmış olduğunuz kâğıdın topacını renkli karton üzerine koyarsınız… Yalnız bu esnada uygun sözlerle dostlarınızı meşgul edecek olursanız, işiniz de o derece kolay olacaktır.
Zati Sungur Öğretiyor - Salon Oyun ve Eğlenceleri


İlk cep telefonunu, 3 Nisan 1973 yılında mühendis Martin Cooper üretti. İlk telefon 850 gr ağırlığında, 25 cm yüksekliğinde, 8 cm derinliğinde, 4 cm enindeydi.


Kelebek Etkisi, bir sistemin başlangıç verilerindeki ufak değişikliklerin, büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine verilen isimdir. İsmi, Edward N. Lorenz’in hava durumuyla verdiği örnekten geliyor: Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, Avrupa’da fırtına kopmasına sebep olabilir.
Kelebek Etkisi’ni 1963 yılında Edward N. Lorenz bilgisayarıyla hava durumuyla ilgili hesaplar yaparken buldu. İlk hesaplamasında 0,506127 sayısını başlangıç verisi olarak kullandı. İkinci hesaplamada ise 0,506 sayısını verdi. İki sayı arasında sadece yaklaşık 1/1000 (binde bir), yani bir kelebeğin kanat çırpmasının yarattığı rüzgarla eşdeğerde fark olmasına rağmen, süreç içinde ikinci hesap birinci hesaba karşın çok farklı neticeler verdi.


* Bilinen ilk sinema dergisi, Şehzadebaşı Müdafaa-i Milliye Sineması’nca çıkarılan 1914 tarihli Sinema Gazetesi.
* Cumhuriyet döneminin ilk sinema dergisi Sinema Postası.
* Kemal Bey’in 1924′te çıkardığı Sinema Yıldızı, sinema için ilk kez ‘yedinci sanat’ diyor.
* 1926′da E. Kemal’in çıkardığı Film Mecmuası’ndaki “Taşradaki Sinema Faaliyetleri” röportajı, Türk sinema basınında yayınlanan ilk röportaj.
* İlk dönemde en yüksek tiraja ulaşan dergi Piyer Sarıyan’ın aynı yıl çıkardığı Artistik-Sine.


* Kanser ölümlerinin yüzde kaçı sigaradan kaynaklanmaktadır: 30
* Kalp hastalıklarının sebep olduğu ölümlerin yüzde kaçı sigaradan kaynaklanmaktadır: 35
* Türkiye’de her yıl sigaranın yol açtığı sağlık sorunlarından dolayı hayatını kaybeden insan sayısı ne kadardır: 100 bin
* Bu rakam trafik kazalarında hayatını kaybeden insan sayısının yaklaşık kaç katıdır: 15-20
* Bir yılda sigara nedeniyle hayatını kaybeden 100 bin kişiden ne kadarı sigara kullanıcısıdır: 90 bin
* Bu hayatını kaybeden 100 bin kişiden ne kadarı pasif içicidir: 10 bin
* Türkiye’de 15 yaş üzeri erkeklerin ne kadarı sigara içmektedir: % 62.8
* Türkiye’de 15 yaş üzeri kadınların ne kadarı sigara içmektedir: % 24.3
* Sigara tiryakilerinin ne kadarı çocukların yanında sigara içmektedir: % 60
* Türkiye’de 17 milyon sigara kullanıcısının günde ortalama 1 dolarlık sigara harcaması yaptığı varsayılırsa, yılda yaklaşık olarak ne kadar sigara harcaması yapılmaktadır: 6 milyar dolar
* Günde yarım paket sigara içenlerin içmeyenlere göre akciğer kanseri olma riski kaç kat fazladır: 7 (Bu oran günde bir paket içenlerde 12 kat, iki paket içenlerde 25 kattır.)
* Ülkemizde her yıl kaç kişi akciğer kanserine yakalanmaktadır: 30-40 bin
* Akciğer kanseri saptanan her 20 kişiden kaçı sigara kullanıcısıdır: 19
* 1990-2000 yılları arasında dünya sigara tüketimi sadece %5 oranında artarken, bu oran Asya kıtasında ne kadara ulaşmıştır: % 30
* Gelişmekte olan ülkelerin dünya sigara tüketimindeki payı ne kadardır: % 71
* Ülkemizde lise mezunlarının sigara içme oranı ne kadardır: % 28
* Doktorların sigara içme oranı ne kadardır: % 44
* Öğretmenlerin sigara içme oranı ne kadardır: % 51
(Sigara konusunda yapılan araştırmalar fakirlik arttıkça ve eğitim düzeyi düştükçe daha çok sigara içildiğini göstermektedir. Diğer bir deyişle dünyada zenginlik ve eğitim düzeyi arttıkça sigara içme oranı azalıyor. Ancak ülkemizde tam tersi olmakta, eğitim ve gelir arttıkça sigara içme oranı artmaktadır.)
* Sigaraya yeni başlayanların % 90’ı hangi yaş grubundandır: 11-15
* 20 yaşından sonra sigaraya başlama oranı ne kadardır: % 3
Betül Tomör


Fransa’nın Sorborn Üniversitesi öğrencileri 19. yüzyıla kadar İbn-i Sina’nın “El-Kanun Fi’t Tıp” kitabından yazılı olmadan mezun olamamışlardır.


Uluslar arası Atom Ajansı’nın (IAEC) bilgilerine göre, atom bombası yapımında kullanılan en can alıcı madde plütonyumdur.
Dünya üzerinde mevcut 150 ton plütonyumun bir tonu kayıptır ve bir kilogram plütonyum ile oldukça etkili atom bombası yapılabilmektedir.
Körfez Savaşı sonrası Irak’ta bulunan ve ABD’nin kıyametler kopardığı plütonyum miktarı ise sadece 10 gramdır.


İstanbul’un Fatih semtinin Sinanağa mahallesindeki “Sanki Yedim Camii” küçük birikimlerin gücünü gösteren çok güzel bir örnektir.
Osmanlı eşrafından Keçeci Hayrettin Efendi isminde bir kişinin bundan 300 sene önce, canı bir şey isteyince yemeyip istediği şeylerin bedelini sabırla biriktirerek bu camiyi inşa ettirmiştir.


Uygurlar XI. yüzyılda kumaş parçalarının üstüne mühür basarak para yerine kullanmışlardır. Kıymetli madenlerden basılan sikkelerin dışında; itibarî değeri haiz ödeme vasıtaları arasında mühim bir yeri olan ve bugün bildiğimiz ve kullandığımız manada ilk kağıt para Çinliler tarafından basılmış ve kullanılmıştır. Kağıt paranın mucidi Çinlilerdir. İlk Çin kağıt parası, M. 1189 yılında Çin hükümdarı Jin tarafından bastırılmıştır.
Milâdi 1330′da Çin’i ziyâret eden ve orada bir buçuk yıl kalan müslüman seyyah İbn-i Bâtûta Çin’de ticâretin dinar ve dirhem ile değil, kağıt parçaları vasıtasıyla yapıldığını ve bir kimsenin kağıt paraları yırtıldığı vakit bunları darphâneye götürüp yenisiyle değiştirebildiğini belirtmektedir.
Çinlilerden sonra, Yuan hanedânı devrinde Moğollar’da kağıt para kullanmışlardır. Moğol Hânı Kubilây Hân 13. yüzyılın ikinci yarısında üzerinde vazifelilerin isimleri ve damgaları bulunan kağıt para bastırmıştır.
Avrupa’da ilk kağıt para İsveç’teki Stokholm Bankasınca 1661′de basılmıştır. Avrupa’da kağıt para 17.yüzyılın sonlarından itibaren kullanılmaya başlanmıştır.
Osmanlılar, değerli metalden basılmış sikkeleri temsilen basıldığı için, kağıt paraya kâime (halk dilinde kayme) demişlerdir. Kâime, her ne kadar hazinedeki altın ve gümüş sikke karşılığında piyasaya sürülmesi düşünülmüşse de öyle olmamış, iç borçlanma ve mâlî sıkıntılar için basılmıştır. Osmanlı Devleti’nde ilk kâime; 1840 yılında Tanzîmât reformları ve Kırım Savaşı’nın masrafları için; ikinci kâime; 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı için, üçüncü ve son kâime; Birinci Dünya Savaşı’nın finansmanı için basılmıştır. İlk iki kâime, basıldıktan kısa bir süre sonra piyasadan çekilmiş, üçüncü kâimeler ancak, Cumhuriyet’in ilânından beş yıl sonra, 4 Eylül 1928′de tamamen tedavülden kaldırılmıştır


Günümüz ordularında etkili bir savaş silahı olarak yaygın bir şekilde kullanılan ve geçen yüzyılın ortalarından itibaren bulunduğu sanılan roket, ilk defa Fatih Sultan Mehmet döneminde 1478 İşkodra kuşatması sırasında kullanılmıştır.
Zeytinyağı, kükürt, balmumu ve bilmediğimiz daha başka maddelerin karıştırılmasıyla hazırlanan bu yangın roketlerinin isabet ettiği her şeyi yakıp yıktığı kül ettiği ve yaydığı müthiş sıcaklıkla düştüğü kıyılardaki suları bile buharlaştırdığı bilinmektedir.
1480 yılındaki Rodos kuşatmasında iyice geliştirilen bu Osmanlı roketi, birçok buluş gibi maalesef Avrupalılara mal edilmiştir.