
- Bölüm 1 -
Son yıllarda körfezin güzellikleri dilden dile dolaşmaya başladı.
Orayı görenler, temiz ve serin sularında yüzenler başkalarına anlatıyor, bu yüzden körfeze her yıl giderek daha büyük kalabalıklar geliyordu.
Denizi öyle temizdi ki, dibindeki çakıllar ve kum taneleri bile görülürdü. Körfezin mavi sularını, sebze ve meyve bahçelerinin, telli kavakların, çınarların yeşili kuşatırdı.
Bir yanda, başları mavi, sarı, mor dumanlarla sarmalanmış dağlar, dalga dalga birbirinin önüne arkasına geçerek, örtülüp açılarak yükselir, sonra denize doğru yaklaştıkça tatlı bir uyumla alçalırlardı.
Akşam olup güneş ateşten bir top gibi dağların arkasına çekilmeye başladığında onlar bütün görkemiyle ortaya çıkardı. O zaman doruklardaki ulu ağaçların silueti, tepeleri kuşatan çam ormanları, daha aşağılarda zeytinlikler, toz pembe bir tül ardından, olgun bir ululukla göz kamaştırırdı.
Güneşin ayrılışı, denizdeki son pembe ışıklarını, suyun ürperen yüzeyinden toplayışı bitince, ay gelip her zamanki yerine kurulur, çevresine binlerce yıldız toplar, sonra altın yaldızlarını hiç ayrım yapmadan kasabanın bütün evlerine, sokaklarına, ağaçların tepesine bol bol serpiştirir ve kalan yaldızın hepsini denizin kıpır kıpır yüzeyine bir baştan bir başa boca ederdi
O saatlerde iskelenin üstüne çıkıp şöyle denize doğru yürüyen bir kişi, o anı yaşamış olmanın mutluluğunu taa yüreğinde duyardı.
Körfezin güzellikleriyle tanışanların ilgisi gün geçtikçe arttı ve sonunda kasaba bir değişme sürecine girdi.
Birçok şey yeniden ele alındı.
Küçük, bahçeli evler yerini büyük yapılara bıraktı. Moteller, lokanta ve kahveler açıldı. Deniz boyunca uzana yoldaki bütün boşluklar yeni binalarla dolduğundan, deniz artık görülmez oldu.
Yaz aylarında büyük bir kalabalıkla birlikte neşe, kargaşa, ve para geliyordu.
Köşe başlarında dondurma, kağıt helva, çekirdek ya da deniz simidi, güneş yağı satan yerler açıldı. Kahvelerden yükselen şarkılar birbirine karıştı.
Belediye başkanı da elinden geldiğince gelişmelere katkıda bulundu. Konuklar oturabilsin diye deniz kıyısına boydan boya beton kanepeler döktürdü.
Sonra küçük bir meydancığı yeniden düzenledi. Burada, kavak ağaçlarının çevrelediği bir havuz vardı. Havuzu ve bazı ağaçları ortadan kaldırarak bir takım satış barakaları ve kahveler için yer açtı.
- Bölüm 2 -
Önceleri dışarıda olan ama artık kasabanın içinde kalmış bir dere akardı. Küçük yatağından yaz kış suyu eksik olmaz, yuvarlak taşların üzerinden süzülerek denize ulaşırdı. Bu derenin üstü de bir ayıp örter gibi acele kapatıldı.
Körfez, kandırılıp pavyonlara bırakılmış gencecik bir kız gibi o güzel ve özgün havasını yitirmiş, kendini çirkinleştiren ve bayağılaştıran bir takım süsler ediniyordu.
Sıra çoktan O’nun evine gelmişti. Ancak, ne zaman yerine apartman yapmak ve karşılığında şu kadar daire vermek için gelseler, ev sahibi hemen konuyu kapatıyordu.
“Geçinip gidiyorum, satılacak evim yok benim,” diyordu.
Yaşı ilerlemiş olmasına karşın sağlıklı bir adamdı. Sert görünümlü yüzü, yüreğinin yufkalığını hiç belli etmezdi.
Yaşamı boyunca, edindiği belli kurallardan hiç sapmamıştı.
Sabah karanlığında kalkar, işini hep aynı saatte açardı. İşinin güvenilirliğiyle tanınırdı. Onun tezgahından kusurlu iş çıkmaz, çıkarsa da dükkandan çıkamazdı.
Ev sahibi, kasabanın gidişini beğenmiyor, hatta giderek buna öfkeleniyordu. Bu yeni biçimle birlikte gelen yaşam tarzını da benimsemiyordu.
Sokağını çirkinleştiren şu apartmanları yapmak için evini verip, şimdi dört duvar arasına sıkışmış, toprakla artık yalnızca saksıda görüşebilen, birçok insanla alt alta yaşamaya çalışan ve bir türlü bunu başaramayan komşularına kızıyordu.
Onaylamadığı bu gidişe katılmak istemiyordu.
O’nun evi birçok benzeri olan bir evdi. İki katlı sade bir yapıydı. Denize yakın bir sokakta bulunması, yanlarından arkaya doğru uzanan ve arkada oldukça genişleyen bir bahçesi olması, inşaatçılar için evi çekici yapıyordu.
Bahçede birkaç meyve ağacı, bir asma, zakkumlar ve bahçe duvarlarına yüklenmiş hanımelleri vardı. Ev, üç yanını kuşatan bu ağaç ve çiçek yumağına gömülmüş gibiydi.
Önde, iki yandan üç beş basamaklı iki merdivenle yapının ortasına gömülmüş bir sahanlığa çıkılır, evin cümle kapısına varılırdı.
Kapıdaki buzlu camlar, oymalı demir işlemelerle korunmuştu. Bu işlemelerde, demirci ustasının ince zevki, camı koruyacak sıklıktaki motiflerde ise sağlamcılığı görülürdü.
Kapı tokmağı bir kadın eli biçimindeydi. Tunçtan yapılmış bu elin ince parmakları, küçük tırnakları ve eli süsleyen bir yüzük en ince kıvrımlarla gösterilmişti. Eli tutup altına yerleştirilmiş bir metal parçasına vurunca, tanıdık bir ses verirdi.
- Bölüm 3 -
Sanki üç yanını çevreleyen yeşillikler yetmezmiş gibi, üst katın iki yanındaki çıkmaları arasına ve kapının tam üstüne bir küçük balkon kondurulmuştu. Oradaki parmaklıkların arasından renk renk açmış sardunyalar, begonyalar, ortancalar sarkar, evin solgun sıvasını canlı yeşilleri, pembe, beyaz, mor çiçekleriyle süsleyip güzelleştirirdi.
Küçük pencerelerin dantel perdeleri de bu süslemeye katılır, evin sade görünümüne güzellik katardı.
Eskiden sokağın öbür evleri de, benzer özellikleri olan, biraz daha genç ya da yaşlı, küçük ya da büyük olmakla birlikte hepsi alışılmış ince bir zevkin, rahat bir yaşamın birlikte bulunduğu bir bütünlük içindeydiler.
Yeni şeklini bulmadan önce, bu sokak mevsimleri yaşardı. Kışın, bahçelerdeki ağaçlar yapraklarından soyunup evlerin solgun sıvaları, yosun tutmuş kiremitleri ve sobalardan süzülen duman kokusu ortaya çıktığında, yaşam durgunlaşır, evlerin içine toplanır, baharda ise çiçekler takıştırır, gençleşir, keyiflenir ve bahçelere taşardı. Yazın, denizin ve gökyüzünün mavisi sarmaş dolaş evlerin açık pencerelerinden odalara dolar, camlı dolapların aynalarına, yüklüklerdeki kanaviçe işlemeli yastık yüzlerine kadar uzanırdı.
Yıldan yıla değişen sokaklar, giderek mevsimleri böylesine yaşayamaz olmuştu.
Bol ağaçlı küçük evli sokaklar, az ağaçlı büyük evli sokaklara dönüştü ve artan gereksinmelere göre genişletilmediği için, ilk kez yıkanan bir basma gibi çekip daraldı. Her yanı arabalar doldurdu. Balkonlardan çiçek yerine ıslak mayolar ve havlular sarkmaya başladı.
Ev sahibi, altmış yaşına kadar pek az çıktığı kasabasının yeniden kuruluşunu kaygıyla izliyordu. Yenisi yapılan bir şey eskisinden daha iyi olmalıydı. Gereksinmeler ve güzellikler birlikte gözetilmeliydi. Oysa insanların gözü, bu gidişten yararlanmaktan başka bir şey görmüyordu.
Akarken küpünü doldurmak hırsı, kasabalının gözünü karartmıştı sanki. Bu yüzden bencillik, acelecilik kol geziyor ve bu güzel kıyıya hiç yaraşmayan bir kümeleşme ve yığılma oluşuyordu.
Ev sahibi, giderek daha çok kınadığı ve onaylamadığı bu kabuk değiştirmeye evini vermeyerek karşı koydu.
Böylece yıllar geçti.
Bu yıllar boyunca ev sahibinin biricik kızı büyüdü. İnce yüzlü, kara gözlü bir kız oldu.
Bir gün bir delikanlıyla çalıştı. Uzaktan uzağa bakıştılar, yanlarında arkadaşları varken bir-iki kez konuştular. Delikanlı kışları okula gidiyor, yaz aylarında dönüyordu. O geldiğinde kızın içine sevinç doluyordu. Sanki her yan güzelleşiyor, yaz geliyor, deniz ısınıyordu o gelince.
Delikanlı, genç kızdan okulu bitirinceye kadar beklemesini istedi. Okulu biter bitmez ailesini gönderip onu istetecekti.
- Bölüm 4 -
İlk festivalin düzenlendiği yaz, delikanlı okulunu bitirip döndü.
İskele meydanı renk renk bayraklarla süslenmişti. Meydanı çevreleyen ateş çiçekleri ve sardunyalar açmıştı. Çarşı girişinde bulunan turist danışma bürosu yeni betonarme binasına taşınmış, bayraklarla donatılmıştı.
Her yer kalabalıktı ve sıcak bir yazdı.
Genç kız için heyecanlı günler ve geceler başladı. Her gün evi yeniden temizledi, sildi, süpürdü. Camları pırıl pırıl yaptı. Bekledi. Uykuları kaçtı.
Uzun bekleyişlerden sonra bir gün, acı haberi duydu ve beklediği konukların hiçbir zaman gelmeyeceğini öğrendi. Çünkü delikanlının ailesi başka bir kızı istemeye gitmiş ve düğün hazırlıkları çoktan başlamıştı. Bunu duyunca genç kız bıçaklanmış gibi oldu.
O inatçı ihtiyarın kızını almaktansa, evini üç daireyle değiştirmiş, eli bol para görmüş birinin kızını yeğlemişlerdi.
Genç kız iki gün odasından çıkmadı. Yemedi, içmedi. Uzun siyah kirpikleri hiç kurumadı. Odasının penceresinden bahçedeki erik ağacının dallarına bakarak sürekli ağladı.
Ev sahibinin karısı ilk kez kocasının karşısına dikilip sesini yükseltti.
“Sen neye karşı çıkacaksın tek başına bey? Görmüyor musun devir değişiyor, her şey değişiyor. Sokaklarda, evlerde, insanlarda… Bir başına sen neyi koruyabilirsin?”
O da, “Değişmesin, yenilenmesin demiyorum ki. Böyle mi olur, böyle mi diye bağırdı.
Kızının mutsuzluğunu görmek ev sahibin yüreğini yaktı. Çünkü kızı onun her şeyiydi. İlerlemiş yaşında, Tanrı’nın sunduğu bir armağandı.
Kasabasını, evini seviyordu, ama kızını hepsinden çok seviyordu.
Bir daha böyle bir şeye neden olmamak için ertesi günden itibaren başlayarak evini satacağı birini armaya koyuldu.
Fatma Gürel