
Şimdi Çevre Zamanı
Mayıs 27, 2007


Fare bir peynir kokusu duyup, kafasını dışarı uzatmıştı. Fakat bunun kedinin bir tuzağı olabileceğini düşünüp dışarı çıkmadı. Bekledi ve biraz sonra “miyav” diye bir ses duydu. Ertesi gün de peynir kokusunu aldı ve “miyav” sesini duydu, yerinden çıkmadı.
Sonraki gün “havhav” diye bir ses duydu ve kedinin ortalarda olmadığını anlayarak dışarı çıktı. Çıkmasıyla pençe yemesi bir oldu. Kedinin tuzağına düşmüştü. Kedi yerde baygın yatan fareyi yanındaki yavrusuna gösterip açıklama yaptı:
“Bak yavrum, sana dememiş miydim, ikinci dil gibisi yok diye..


Önce İngilizce söylemeyi denedim:
“Egg” dedim. Hiçbir tepki alamadım. Sonra sırayla Fransizca “oeuf”, Almanca “ei”, Latince “ovum” ve son olarak da anadilim Macarca ”tojas” dedim.
Yine hiçbir şey anlaşılmadı. Yalnızca meraklı bakışlarla karşılaştım.
Kahvaltı için yumurtamı nasıl isteyebilirdim? Birden aklıma güzel bir fikir geldi. Bir kağıda yumurta resmi çizdim. Sonuç şaşırtıcıydı.
“Si, si,” dedi garson mutlu bir biçimde. “Patete!”
İtalyanca “patates” demişti. Başımı “Hayır” anlamında salladım ve hemen yumurtanın altına bir yumurta kabı çizdim.
“Si, si” dedi garson yüzünde geniş bir gülümsemeyle. “Konyak.”
Başımı ve ellerimi “Hayır” anlamında sallayarak yeni bir biçim çizmeye başladım. Yumurtlayan bir tavuk resmiydi bu.
“Si, si” dedi garson heyecanla. “Pollo”
“Pollo”, İtalyanca’da “tavuk” demekti.
O an vazgeçtim. Bana bir “colazione”, yani kahvaltı getirmesini söyledim.
Beş dakika sonra kahve, tereyağ, marmelat ve ekmek ile haşlanmış yumurta getirdi. Otelin klasik kahvaltısıydı, bu…