h1

Kutuplaşmaya Karşı

Mayıs 21, 2007

kutuplaşma

Bu memlekette bizler ne yazık ki yıllarca birbirimizin farklılıklarından korktuk. Yıllarca birbirimizin farklılıklarını hazmedemedik. Kimi zaman “türban” oldu farklılığın simgesi, kimi zaman “etnik köken”, kimi zaman “cinsiyet”… “Öteki”ni kendimize benzetmeye çalıştık ısrarla. Kendimize benzetemediğimizden nefret ettik, onu potansiyel “iç mihrak” addettik. “Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışanlar ve yakışmayanlar” diye ikiye ayırdık insanları… Eleştirel düşünen ve konuşan herkesi damgaladık, sindirdik, uzaklaştırdık, susturduk… Sonuçta ne demokrasi arzu ettiğimiz seviyeye ulaştı, ne bizler toplum olarak siyasi olgunluğa erişebildik.

Kürt meselesinde kalıcı bir çözüm dışarıdan ya da tepeden gelmeyecek. İçeriden gelecek. Askerî yöntemlerle değil, sivil inisiyatiflerle mümkün olacak. Bizzat bizlerden, yani bireylerden, bireysel farklılıklarını hazmedebilmiş bir toplum dokusundan çıkacak yeni bir siyaset ve insanlık dili … Sivil toplumun farklı seslerinin “çıkar ve görüş farklılıkları” olduğu kadar, ortak bir zemini de var. Basit ama nedense hep ama hep unutulan, “romantik” diye küçümsenip susturulan ama son derece temel bir nokta: Bu memleket hepimizin. Ortak bir dil ve demokratik bir kamusal alan yaratabilmek için aynılaşmak zorunda değiliz… Farklılıklarımıza rağmen değil, farklılıklarımızla beraber buradayız, beraberiz. Bu yüzden işte bu yüzden, bu hafta basına ve kamuoyuna verilen 38 imzalı Aydınlar Bildirisi’nde, ara tonlar, köprüler ve sentezlerdir savunduğumuz. Türk-Kürt, Kemalist-Dinci, Sünni-Alevi… diye kutuplaşmış bir Türkiye arzu etmiyoruz.

Elif Şafak

h1

Elemanlar Ayakkabılar Gibidir Aslında

Mayıs 21, 2007

ayakkabılar

Genç iş adamı, yaşlı ve deneyimli iş ortağı ile birlikte büyük bir ayakkabı fabrikası ve bu fabrikanın ürünlerini satan bir mağazalar zinciri kurmuş. Fabrikanın ürettiği aklınıza gelebilecek her çeşit ayakkabıyı satan bu mağazaların yönetimini genç ortak üstlenmiş. Deneyimli yaşlı ortak ise işin üretim süreciyle ilgileniyormuş. Zamanla yönetimde bazı sorunlar çıkmaya başlamış. Binbir itinayla seçilen elemanlar, bir süre sonra işten ayrılmak istiyorlarmış. Ne ücret arttırımı ne de terfi, kaliteli elemanların rakip firmalara geçmesini önleyemiyormuş.

Bu sorunun nedenleri araştırılırken, yaşlı ortak genç iş adamına, iş başvurusu için gelen elemanlarla yaptığı mülakatlara katılmak istediğini söylemiş. Bu mülakatlar sırasında hiç konuşmayan, sadece dinleyen yaşlı adam, birçok görüşme gerçekleştirildikten sonra, sorunu çözdüğünü açıklamış. Bu kadar büyük bir sorunun bu denli çabuk çözülebileceğine inanamayan genç ortağının şaşkın bakışlarına aldırmadan başlamış anlatmaya :

“Bütün kaliteli elemanlarımızı rakip firmalara kaptırmamızın nedeni, senin işe uygun eleman seçememenden kaynaklanıyor. Sen tüm kademelerdeki görevler için en iyi üniversitelerden mezun olmuş, yüksek lisans, hatta doktora yapmış, birkaç lisan bilen ve çabucak yükselmeyi hedefleyen insanlar seçiyorsun. Halbuki bir şirket sadece yöneticilerden oluşamaz. Her kademedeki elemana ihtiyaç vardır.

Mesela yazın kumsalda yürürken tokyo giyersin, kışın kar üstünde su geçirmeyen çizmelerinin olması gerekir. Sabahları spor yaparken iyi bir spor ayakkabısına ihtiyaç duyarsın.

Çok şık bir davete katılırken de en iyi makosenlerini kullanırsın. Oysa sen her yerde bu markalı makosenlerini giyiyorsun ve o makosenler de kumda, karda ya da sporda kullanılmak istemiyorlar. İşte sorun bu.”

h1

Şimdi Çevre Zamanı

Mayıs 21, 2007

1

2

h1

Erkan

Mayıs 21, 2007

erkan

h1

Crayon

Mayıs 20, 2007

crayon

My life got me weary
Searching for a shading
Until I found a space
Hiding in your shade
All my life really needs
Is a touch of crayon
and you…

h1

If You Were in My Shoes

Mayıs 20, 2007

if you were in my shoes

h1

Kahve ve Kahvehane

Mayıs 20, 2007

kahve ve kahvehane

Kahve ve kahvehanenin tarihi kültürümüzde çok eskidir. Öylesine kendisine geniş bir yer edinmiştir ki, “konur” diye adlandırdığımız kahverengine, kahveden sonra “kahve-rengi” anlamında kullanmaya başlamış ve kahverengi demişizdir.

Bizim kaynaklarımızda, Fransızların kahveyi 28. Çelebi Mehmet Efendi’nin elçiliği sırasında ondan öğrendikleri yazar. Bizde ilk kahvehane 1554′te açılmıştır ve ilk kahveyi içen padişah da Kanuni Sultan Süleyman’dır. 1517′de Yemen Valisi Özdemir Paşa’nın getirdiği kavveyi içmiştir. Fransa’da kahvehanenin açılışı ise 1684 yılıdır.

h1

Niye Ben?

Mayıs 20, 2007

Arthur Ashe

Efsane Wimbledon tenis oyuncusu Arthur Ashe AIDS’den ölmekteydi. Dünyanın her köşesindeki hayranlarından mektuplar yağmaktaydı. Bunlardan bir tanesi şöyle soruyordu:

“Neden Tanrı böylesine kötü bir hastalık için seni seçti?”

Arthur Ashe buna şu cevabı verdi:

“Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyon tenis oynamayı öğrenir, 500.000 profesyonel tenisi öğrenir, 50.000 yarışmalara girer, 5.000 büyük turnuvalara erişir, 50’si Wimbledon’a kadar gelir, 4’ü yarı finale, 2’si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı’ya ’Neden ben?’ diye hiç sormadım. Ve bugün sancı çekerken, Tanrı’ya ’Niye ben?’ mi demeliyim?”

h1

Sürpriz

Mayıs 20, 2007

sürpriz

h1

Yağmur

Mayıs 20, 2007

yağmur

Bugün yağmur bir kadın saçıdır
Yeryüzüne dökülen
Upuzun ince ince…

h1

Şimdi Çevre Zamanı

Mayıs 20, 2007

şimdi çevre zamanı

şimdi çevre zamanı

h1

Dua

Mayıs 20, 2007

dua

h1

Pan’s Labyrinth Lullaby

Mayıs 19, 2007

lullaby

İyi dinlemeler…

h1

Don’t

Mayıs 17, 2007

don't

Don’t tear me down for all I need
Make my heart a better place
Give me something I can believe
Don’t tear me down
You’ve opened the door now, don’t let it close…

h1

İçimden Geldiği Gibi

Mayıs 17, 2007

I think